2 Mayıs 2007

ALLAH Teâlâ’yı seven ve ALLAH Teâlâ tarafından da sevilen ve günahları mağfiret olunan bir kul olabilmek için tek çare: Resûlullah (S.A.V.) Efendimize ittibadır, O’nu sevmek ve O’na itaat etmektir. Öyle değil mi ya... Bir devlet başkanına muhabbet ve itaatta bulunan bir kimse, O’nun elçisine, memuruna da itaat ve hürmette bulunur. Bunun aksine hareket etmek o devlet başkanına karşı da bir isyan değil midir? Artık bir insan nasıl olur da ALLAH Teâlâ’ya muhabbet iddiasında bulunduğu halde, O’nun gönderdiği Resûlüne isyan eder, O’na cephe alır.

Ayrıca Cenâb-ı Hak, Hz. Peygamberimiz (S.A.V.) Efendimize muhalefet etmekten sakındırmıştır. Şöyle ki:

“Ey mü’minler! Peygamber’i, kendi aranızda birbirinizi çağırır gibi çağırmayın. İçinizden birini siper edinerek sıvışıp gidenleri muhakkak ki ALLAH bilmektedir. Bu sebeple, O’nun emrine aykırı davrananlar, başlarına bir belâ gelmesinden veya kendilerine çok elem verici bir azab isabet etmesinden sakınsınlar”

Ayrıca bu ayet-i kerime: Hz. Peygamberimiz (S.A.V.) Efendimize sadece ismiyle hitap etmenin veya kendisinden bahsederken sırf ismini söylemenin, ümmetlik terbiyesi ile bağdaşmayacağını ifade etmektedir. Böyle durumlarda O’nun ismi ile beraber Peygamber, Nebî, Resûl, Resûlullah, Resûl-i Ekrem, Peygamber Efendimiz, Habîbullah... gibi O’nu anlatan ve O’na saygımızı ifade eden sıfat ve unvanları da söylemek yerinde olur. Ayrıca, ALLAH Teâlâ’nın, Ahzab sûresi: 56. âyet-i kerimesindeki emri uyarınca biz Müslümanların: “Muhammed” ismi söylenince, “ALLAH’ın salât ve selâmı O’nun üzerine olsun” anlamına gelen “Sallâllahu Aleyhi ve Sellem” dememiz de O’na olan saygımızın bir gereğidir.

Peygamberimiz Hz. Muhammed (S.A.V.) Efendimizi hayatımızın her noktasında kendimize örnek edinmeliyiz. O’nu örnek almak: O’nun getirdiği inanç sistemine sahip çıkmak ve hayatımıza tatbik etmemizle mümkün olacaktır. Bildiğiniz gibi O yaşayan bir Kur’an-ı Kerim’di. O’nun getirdiği değerleri tatbik edenler Kur’an-ı Kerim’in emirlerini yerine getiriyor anlamıyla eşdeğerdi.

İşte bundan dolayıdır ki, biz mü’minler her yıl O’nun doğum yıldönümünü büyük bir dinî heyecanla karşılar, O’nun yüksek ahlâkını, fazilet ve kemalini dile getirmek ve O’nun hayat veren Sünnet-i Seniyyesine uymayı birbirimize tavsiye etmekle, bu mutlu günü kutlarız.

Yalnız bir hususu hatırlatalım ki: Muazzez, Hz.Peygamber (S.A.V.) Efendimizin doğumunu anarken ne yapacağız? Hz.Peygamberimiz (S.A.V.) Efendimizin doğumunu anarken, bazı yerlerde olduğu gibi yalnız mevlid okumak, kaside ve ilâhiler söyleyip kandil simitleri dağıtmakla mı yetineceğiz? Elbette bunlar da güzel adetlerdir. Fakat bunlar yeterli değildir, O’nun doğumunu anmak bu, değildir.

Hz. Peygamberimiz (S.A.V.) Efendimizin doğumunu anmaktan gaye, yalnız kasîde ve ilâhiler söylemek ve bazı yerlerde olduğu gibi tatlılar dağıtmaktan ibaret değildir. O’nun doğumunu anmaktan asıl gaye, cihanşümûl olan nübüvvet ve risâletini, imanını, ALLAH’a olan bağlılığını, yüksek ahlâkını, insanlık ve merhametini, insaf ve adaletini, sabır ve sebatını, kerem ve cömertliğini, kanaat ve zühdünü anmak ve bütün bunlarda kendisine uyma azmini tazelemek, yüksek ahlâkı ile ahlâklanmaya çalışmaktır.

Hiç yorum yok: