İnsan (Ünsiyet sahibi varlık demek; yani yalnız, sevgisiz, ilgisiz, inançsız, vatansız, devletsiz yaşayamaz.)
Devlet (İnsanlar huzur ve güvenlik içinde yaşayabilmek için bir manevi otoriteye ihtiyaç duymuşlar, adına da devlet demişler.)
Siyaset ve Yönetim sistemleri (HÜTS – KÜTS),
Yönetim sistemlerinin öncüleri:
- HÜTS’ün öncüleri Peygamberler
- KÜTS’ün öncüleri Nemrutlar, Firavunlar, Karunlar
Siyasi parti (Demokrasilerde ülkeyi programlarına göre idare etmek için iktidara talip olan kadrolardır.)
Saadet Partisi HÜT, MG’çü bir parti.
Nedir Milli Görüş?
a) Özdeyişler (1969 N.E. Konya/1984 M. Aksoy/ 2002 B. Arınç/2006 Refah Gerçeği 4.Cilt Son Bölüm)
b) Tarihçe
• Bir İmparatorluğu çadırdan yola çıkar kurarsınız, ama imparatorluklar saraylardan yıkılır.
• İslam devlettir, siyasettir. (Osmanlı / Mustafa Kemal’in 07 Şubat 1923 Balıkesir Zagnos Paşa Konuşması)
• 24.07.1923 Lozan Anlaşmasının mahiyeti
• 1924 T.C. Anayasasının ikinci maddesi (Devletin dini İslam’dır)
• Devrimler ve 1924 Anayasasından 1928 yılında Devletin dini İslam’dır ibaresinin çıkarılması.
• 1928’de İmam Hatip’ler ve İlahiyat Fakültelerinin kapatılması.
• 1929 – 1949 Baskı Dönemi (Şeflik Dönemi)
• 1950 Yeter Söz Milletindir! Sloganıyla Demokrat Parti’nin iktidara gelişi. (Camiler – Kur’an Kursları)
• 1960 27 Mayıs İhtilali ve 1961 Anayasası
• 1962 – 1969 Batı taklitçisi iktidarlarının denenme dönemi. “Okullarda kavga, fabrikalarda tahribat)
• 1969 seçimleri ve MNP
• 1973 seçimleri ve MSP (Milli Görüş hizmetlerinde 1. Dönem)
• 1994 Refah Partisi Yerel Yönetim İktidarı
• 1996 Refah-Yol iktidarı (Milli Görüş hizmetlerinde 2. Dönem)
• 1998 Fazilet Partisi Dönemi (Kaos Dönemi)
• 2001 Saadet Partisi Dönemi
Nedir Milli Görüş’ün hedefleri?
1- Önce ahlak ve maneviyat (CG / MG / ING)
2- Devlet – Millet kaynaşması
3- İç barış
4- Herkese refah
5- Rant ekonomisi değil üretim ekonomisi (TV’lerde ekonomik programlar 70 milyonun yarım milyonu için. Nerede geri kalan?)
6- Milli, güçlü, süratli, yaygın kalkınma ( İşsize yaşadığı yerde iş. Göçü önleme)
7- Ağır sanayi, elektronik sanayi (Yüksek istihdam)
8- Milli harp sanayi (Dışa bağımlılıktan kurtuluş)
9- İhracat seferberliği (İthalatın üstünde bir rakam)
10- Şahsiyetli dış politika / Bağımsızlık (AB – Süt / Tavuk)
11- İslam Birliği
12- BOP’a karşı D-8
İşte bu sayede;
Yaşanabilir Bir Türkiye
Yeniden Büyük Türkiye
Yeni Bir Dünya!!
26 Mayıs 2007
6 Mayıs 2007
KENDİ ELİNİZLE KENDİNİZİ TEHLİKEYE ATMAYINIZ
"Allah indinde insanların en
hayırlısı, malıyla - canıyla din için
cihad edendir. Dini yaymak için
sabah ve akşam birkaç adım yol
yürümek, dünya ve dünyanın
içindekinden hayırlıdır..."
CİHAD etmeyenin izzeti olmayacağını beyan bu-
yuran Resûl-i Ekrem Hazretleri, bir Hadis-i Şeriflerin-
de, Cihad'ın dört çeşit olduğunu, bunlardan birinci-
sinin de (Emr-i bil-ma'ruf) yani, İslâmı nefsinde yaşa-
mak ve muhitinde yaşatmak faaliyetinden ibaret bu-
lunduğunu beyan buyurmuş. Bu suretle de günümü-
zün Cihad şeklini haber vermişlerdir.
Ashab-ı Kiram sormuşlar
"- Yâ Resulallah, insanlar içinde en hayırlısı kimdir?"
Resul-i Ekrem Hazretleri cevap vermişler
"- Allah indinde insanların en hayırlısı, malıy-
la - canıyla din için cihad edendir... Dinini yaymak
için sabah ve akşam birkaç adım yol yürümek, dün-
ya ve dünyanın içindekinden hayırlıdır... Allah için
ayakları tozlananların cesedlerini Cenâb-ı Hak Ce-
hennemine haram kılmıştır. "
Bundandır ki, İslâm Tarihine baktığımızda he-
nüz askerlik çağına gelmemiş gençlerle, Cihad fariza-
sı kendisinden sakıt olmuş (kalkmış) ak sakallı ihtiyar-
ların Cihad meydanlarından bir an olsun geri kalmadıkları-
nı, malları, canları pahasına da olsa İslâm'ı yaymak
için Tarihin Şeref Levhaları'na geçen müstesna kah-
ramanlıklar gösterdiklerini hayranlıkla müşahede et-
mekteyiz.
" -Nefsinde Cihad etme niyeti taşımadan ölen, ni-
fakın bir çeşidi (ikiyüzlülük) üzerine ölmüştür."
meâlindeki Hadîs-i Şerif mükellefiyetimizi bâriz (açık)
şekilde hatırlatmasına rağmen; günümüzün bazı Müslümanları,
bu Cihad mükellefiyetini yerine getirmiyor, şahsî
menfaatlarından gayrı hiçbir milli ve dini dâvâya
alâka göstermiyorlar. Onların bu neme-lâzımcılıkları,
vurdum duymazlıkları Mücahid Müslümanlar tarafından başları-
na kakılıyor, mecbur oldukları Cihad mükellefiyetle-
ri hatırlatılarak mallarıyla, canlarıyla Cihad'a çağ-
rılıyorlar. Bu teklife karşı onlar da
"- Ne yapalım, bu şekilde uğraşmanın şöyle şöy-
le tehlikeleri var, göz göre göre kendimizi hu tehlike-
lere atmak istemiyoruz. Hem Âyet-i Kerîmede (Ken-
di kendinizi tehlikeye atmayınız." buyrulmuştur,di-
yerek kendi gaflet ve alâkasızlıklarını Âyet-i Kerîme-
ye isnad ettirip neme-lâzımcılıklarını, dinî mevzulara
karşı alâkasızlıklarını meşrû göstermek istiyorlar.
Aslında "-Kendi kendinizi tehlikeye atmayınız."
mânâsında Bakara Sûresinde bir Âyet-i Kerime var-
dır. Ancak bu âyetin (Cihad esnasında uğranılması
muhtemel tehlikeye kendinizi atmayınız) mânâsında
olduğu doğru değildir. Tam aksine Âyet-i Kerime, din
yolunda Cihad'ı bırakmayı kendi kendini tehlikeye
atmak olarak vasıflandırmaktadır.
İsterseniz bir çok kimselerin aksine mânâlandır-
dıkları bu Ayet-i Kerime'nin nazil olmasına (indirilişine)
sebep olan hâdiseyi hepimizin çok iyi tanıdığı, .Ashab-ı
Kiram'ın ileri gelenlerinden Ebu Eyyub el-Ensari Hazretlerin-
den dinleyelim.
Hazret-i Halid'in de içinde bulunduğu İslâm'ın Ci-
had Ordusu İstanbul surlarını çevirdiği sırada mey-
dana gelen bir hâdise, Âyetin mânâsını sarahate ka-
vuşturmaktadır. (açıklamaktadır.)
İslâm Ordusunda bulunan İmran ve Eslem, olayı şöyle
anlatıyorlar, " -Biz Rum şehrinde (İstanbul) idik,
büyük bir ordu ile karşımıza çıkan Rumlar sayı
çoklukları ile bizi korkutmak istediler. Biz de onlar
kadar bir askerle karşılarına çıktık. Bu sırada
Müslümanların biri tek başına atını tekmeleyerek
düşman sürüsü içine daldı ve elindeki kılıncını sağa
sola sallayarak tek başına Cihad'a başladı.
Hâdiseyi gören Müslümanlardan bazıları "-Sübhanellah,
kendi kendini tehlikeye atıyor." dediler.
Bu sözleri işiten, evinde Resûlüllah'ı misafir etmiş
olan Ebu Eyyub Ensari;
- Ey nas! (İnsanlar) Siz bu Âyeti böyle mi anlıyorsunuz?
Halbuki, Âyet-i Kerime biz Medineliler hakkında na-
zil olmuştur.(indirilmiştir) ," diyerek şu açıklamayı yaptı
" - İslâmın ilk günlerinde gece ve gündüzümüzü
dine hizmet etmekle geçiriyor, şahsî işlerimizle uğra-
şacak vakit bulamıyorduk. Bu yüzden elimizdeki mad-
dî imkânlarımızın çoğunu kaybettik. Sonraları .Allah
Celle ve âlâ bizleri muzaffer kıldı da Müslümanların
ve İslâm için hayatını vakfedenlerin sayıları çoğaldı.
Biz de aramızda gizlice konuşarak artık hizmete
bir müddet ara vermeyi, daha evvel kaybettiklerimi-
zi kazanmayı düşündük. Hattâ bu kararımızı da tat-
bik sahasına koyarak şahsî işlerimizle meşgul olma-
ya başladık.
İşte bu sırada Âyet-i Kerime gelerek bizim Cihad'ı
bırakıp şahsî işlerimize dalışımızı kendi kendimizi
tehlikeye atmamız olarak vasıflandırdı da, Allahu
Azimüşşan, İslâma hizmet Cihadını bırakarak ".. ken-
di kendinizi tehlikeye atmaymız." buyurdu."
Bu hâdiseyi anlatan Hazret-i Eslem diyor ki;
"- Bu sebeple İstanbul surları dibinde şehid olun-
caya kadar Cihad'dan vazgeçmeyen Ebu Eyyub
- Sen ihtiyar oldun, biraz istirahat et. Diyenle-
re karşı kaşlarını çatarak
- Yâni Cihad'ı bırakayım da kendimi tehlikeye mi
atayım?" diye cevap verdi.
İşte bizim tehlikesinden korktuğumuz, Cihad bı-
rakmamıza delil olarak gösterdiğimiz Âyet-i Kerîme-
nin nazil oluşunu Ebu Eyyub el-Ensari Hazretleri böy-
le anlatıyor ve son nefesini Cihad meydanlarında ver-
me iştiyakına aynı Âyet-i Kerimeyi delil olarak gös-
teriyor. . .
Ahmed ŞAHİN
hayırlısı, malıyla - canıyla din için
cihad edendir. Dini yaymak için
sabah ve akşam birkaç adım yol
yürümek, dünya ve dünyanın
içindekinden hayırlıdır..."
CİHAD etmeyenin izzeti olmayacağını beyan bu-
yuran Resûl-i Ekrem Hazretleri, bir Hadis-i Şeriflerin-
de, Cihad'ın dört çeşit olduğunu, bunlardan birinci-
sinin de (Emr-i bil-ma'ruf) yani, İslâmı nefsinde yaşa-
mak ve muhitinde yaşatmak faaliyetinden ibaret bu-
lunduğunu beyan buyurmuş. Bu suretle de günümü-
zün Cihad şeklini haber vermişlerdir.
Ashab-ı Kiram sormuşlar
"- Yâ Resulallah, insanlar içinde en hayırlısı kimdir?"
Resul-i Ekrem Hazretleri cevap vermişler
"- Allah indinde insanların en hayırlısı, malıy-
la - canıyla din için cihad edendir... Dinini yaymak
için sabah ve akşam birkaç adım yol yürümek, dün-
ya ve dünyanın içindekinden hayırlıdır... Allah için
ayakları tozlananların cesedlerini Cenâb-ı Hak Ce-
hennemine haram kılmıştır. "
Bundandır ki, İslâm Tarihine baktığımızda he-
nüz askerlik çağına gelmemiş gençlerle, Cihad fariza-
sı kendisinden sakıt olmuş (kalkmış) ak sakallı ihtiyar-
ların Cihad meydanlarından bir an olsun geri kalmadıkları-
nı, malları, canları pahasına da olsa İslâm'ı yaymak
için Tarihin Şeref Levhaları'na geçen müstesna kah-
ramanlıklar gösterdiklerini hayranlıkla müşahede et-
mekteyiz.
" -Nefsinde Cihad etme niyeti taşımadan ölen, ni-
fakın bir çeşidi (ikiyüzlülük) üzerine ölmüştür."
meâlindeki Hadîs-i Şerif mükellefiyetimizi bâriz (açık)
şekilde hatırlatmasına rağmen; günümüzün bazı Müslümanları,
bu Cihad mükellefiyetini yerine getirmiyor, şahsî
menfaatlarından gayrı hiçbir milli ve dini dâvâya
alâka göstermiyorlar. Onların bu neme-lâzımcılıkları,
vurdum duymazlıkları Mücahid Müslümanlar tarafından başları-
na kakılıyor, mecbur oldukları Cihad mükellefiyetle-
ri hatırlatılarak mallarıyla, canlarıyla Cihad'a çağ-
rılıyorlar. Bu teklife karşı onlar da
"- Ne yapalım, bu şekilde uğraşmanın şöyle şöy-
le tehlikeleri var, göz göre göre kendimizi hu tehlike-
lere atmak istemiyoruz. Hem Âyet-i Kerîmede (Ken-
di kendinizi tehlikeye atmayınız." buyrulmuştur,di-
yerek kendi gaflet ve alâkasızlıklarını Âyet-i Kerîme-
ye isnad ettirip neme-lâzımcılıklarını, dinî mevzulara
karşı alâkasızlıklarını meşrû göstermek istiyorlar.
Aslında "-Kendi kendinizi tehlikeye atmayınız."
mânâsında Bakara Sûresinde bir Âyet-i Kerime var-
dır. Ancak bu âyetin (Cihad esnasında uğranılması
muhtemel tehlikeye kendinizi atmayınız) mânâsında
olduğu doğru değildir. Tam aksine Âyet-i Kerime, din
yolunda Cihad'ı bırakmayı kendi kendini tehlikeye
atmak olarak vasıflandırmaktadır.
İsterseniz bir çok kimselerin aksine mânâlandır-
dıkları bu Ayet-i Kerime'nin nazil olmasına (indirilişine)
sebep olan hâdiseyi hepimizin çok iyi tanıdığı, .Ashab-ı
Kiram'ın ileri gelenlerinden Ebu Eyyub el-Ensari Hazretlerin-
den dinleyelim.
Hazret-i Halid'in de içinde bulunduğu İslâm'ın Ci-
had Ordusu İstanbul surlarını çevirdiği sırada mey-
dana gelen bir hâdise, Âyetin mânâsını sarahate ka-
vuşturmaktadır. (açıklamaktadır.)
İslâm Ordusunda bulunan İmran ve Eslem, olayı şöyle
anlatıyorlar, " -Biz Rum şehrinde (İstanbul) idik,
büyük bir ordu ile karşımıza çıkan Rumlar sayı
çoklukları ile bizi korkutmak istediler. Biz de onlar
kadar bir askerle karşılarına çıktık. Bu sırada
Müslümanların biri tek başına atını tekmeleyerek
düşman sürüsü içine daldı ve elindeki kılıncını sağa
sola sallayarak tek başına Cihad'a başladı.
Hâdiseyi gören Müslümanlardan bazıları "-Sübhanellah,
kendi kendini tehlikeye atıyor." dediler.
Bu sözleri işiten, evinde Resûlüllah'ı misafir etmiş
olan Ebu Eyyub Ensari;
- Ey nas! (İnsanlar) Siz bu Âyeti böyle mi anlıyorsunuz?
Halbuki, Âyet-i Kerime biz Medineliler hakkında na-
zil olmuştur.(indirilmiştir) ," diyerek şu açıklamayı yaptı
" - İslâmın ilk günlerinde gece ve gündüzümüzü
dine hizmet etmekle geçiriyor, şahsî işlerimizle uğra-
şacak vakit bulamıyorduk. Bu yüzden elimizdeki mad-
dî imkânlarımızın çoğunu kaybettik. Sonraları .Allah
Celle ve âlâ bizleri muzaffer kıldı da Müslümanların
ve İslâm için hayatını vakfedenlerin sayıları çoğaldı.
Biz de aramızda gizlice konuşarak artık hizmete
bir müddet ara vermeyi, daha evvel kaybettiklerimi-
zi kazanmayı düşündük. Hattâ bu kararımızı da tat-
bik sahasına koyarak şahsî işlerimizle meşgul olma-
ya başladık.
İşte bu sırada Âyet-i Kerime gelerek bizim Cihad'ı
bırakıp şahsî işlerimize dalışımızı kendi kendimizi
tehlikeye atmamız olarak vasıflandırdı da, Allahu
Azimüşşan, İslâma hizmet Cihadını bırakarak ".. ken-
di kendinizi tehlikeye atmaymız." buyurdu."
Bu hâdiseyi anlatan Hazret-i Eslem diyor ki;
"- Bu sebeple İstanbul surları dibinde şehid olun-
caya kadar Cihad'dan vazgeçmeyen Ebu Eyyub
- Sen ihtiyar oldun, biraz istirahat et. Diyenle-
re karşı kaşlarını çatarak
- Yâni Cihad'ı bırakayım da kendimi tehlikeye mi
atayım?" diye cevap verdi.
İşte bizim tehlikesinden korktuğumuz, Cihad bı-
rakmamıza delil olarak gösterdiğimiz Âyet-i Kerîme-
nin nazil oluşunu Ebu Eyyub el-Ensari Hazretleri böy-
le anlatıyor ve son nefesini Cihad meydanlarında ver-
me iştiyakına aynı Âyet-i Kerimeyi delil olarak gös-
teriyor. . .
Ahmed ŞAHİN
Cennet Mekârih Cehennem Şehevâtle kuşatılmıştır
Cennet, etrafı mekârihle sarılı bir sadeftir; abdest almak, namaz kılmak, hacca gitmek, zekat vermek, cihad etmek, Allah yolunda zorluklara katlanmak, yer yer cemiyet içinde bir parya muamelesine tâbi tutulmak, her türlü insanî haklardan mahrum bırakılmak, hapishane hapishane dolaştırılmak, sadece “Rabbim Allah” dediği için dayak yemek, sürgüne gönderilmek ve ademe mahkum edilmeye kadar daha bir sürü aklın zahirine göre kerih görünen şeyler. Evet cenneti de işte bunlar kuşatmış ve o da böyle bir atmosferle muhat bulunmaktadır. Dıştan bakanlar, hep bu perdelere takılır kalırlar. Perdeler itibariyle ise, cehennem iç gıcıklayıcı, cennet de ürperti verici bir durumdadır. Onun içindir ki, insanların çoğu işin dış yüzüne bakmış ve aldanmışlardır. Dolayısıyla cehennemin tâlibi çok, cennetin talibi ise oldukça azdır.
Cehennem ise, basit hevesleri kendisine tuzak yapmış bir cadıdır. Çoğu kimse, biraz sonra hayatına mâl olacağından habersiz tıpkı sineklerin bala koşması gibi, bu zehire koşmaktadır. Evet, şehvet, onlar için zehirli bir baldır. Bu insanları, etrafında döne döne yanıp mahvolacağı ateşe doğru giden kelebeklere de benzetebiliriz; cehennemin etrafını saran şehevata doğru akılsızca gider ve kendilerini cehennemde bulurlar. Gördükleri perdenin verasını tam kestiremediklerinden cehenneme perde olan şeyler, onların cismaniyetlerini kamçılar ve onları kendine doğru cezbeder.
İnsanların çoğu küçük hesaplar peşindedir. “Namaz iyidir, fakat günde beş defa kılmak bana zor geliyor” diyen bir insan, namazdaki çok küçük meşakkate takılıp kalmıştır. Kışın abdestin zorluğu, bazılarını yolda bırakmıştır. Halbuki, yukarıdaki hadiste gördük ki, aynı abdest, onun bu küçük sıkıntısına katlanan bir başkasını adım adım cennete yaklaştırmaktadır. Oruçta, zekatta, hacda, cihadda da aynı şeyleri düşünmek mümkündür. Akılları, akıllı davranmalarına mani olan niceleri, bu küçük engel ve engebeler karşısında gereken sıçrayışı yapamamakta ve cennetin etrafında seyrettiği mekârih, onların oraya girmelerine mani olmaktadır.
Cehennem ise, basit hevesleri kendisine tuzak yapmış bir cadıdır. Çoğu kimse, biraz sonra hayatına mâl olacağından habersiz tıpkı sineklerin bala koşması gibi, bu zehire koşmaktadır. Evet, şehvet, onlar için zehirli bir baldır. Bu insanları, etrafında döne döne yanıp mahvolacağı ateşe doğru giden kelebeklere de benzetebiliriz; cehennemin etrafını saran şehevata doğru akılsızca gider ve kendilerini cehennemde bulurlar. Gördükleri perdenin verasını tam kestiremediklerinden cehenneme perde olan şeyler, onların cismaniyetlerini kamçılar ve onları kendine doğru cezbeder.
İnsanların çoğu küçük hesaplar peşindedir. “Namaz iyidir, fakat günde beş defa kılmak bana zor geliyor” diyen bir insan, namazdaki çok küçük meşakkate takılıp kalmıştır. Kışın abdestin zorluğu, bazılarını yolda bırakmıştır. Halbuki, yukarıdaki hadiste gördük ki, aynı abdest, onun bu küçük sıkıntısına katlanan bir başkasını adım adım cennete yaklaştırmaktadır. Oruçta, zekatta, hacda, cihadda da aynı şeyleri düşünmek mümkündür. Akılları, akıllı davranmalarına mani olan niceleri, bu küçük engel ve engebeler karşısında gereken sıçrayışı yapamamakta ve cennetin etrafında seyrettiği mekârih, onların oraya girmelerine mani olmaktadır.
İSLÂM’DA GÜNAH
Kuran’da, günah anlamına gelen kelimelerin geçtiği bir dizi ayet vardır.
1. Zenb (Günah): Kuran, bu sözcüğe 39 ayette yer vermektedir. Fetih suresi ikinci ayetinde geçen şekliyle çok kullanılır: “Ey Muhammet! Doğrusu sana açık bir zafer sağladık. Allah böylece, senin geçmiş ve gelecek günahlarını bağışlar.” (Fetih 12)
2. Fahşa (Kötülük, ahlaksızlık): Genellikle zina suçu hakkında kullanılır. Kuran bu suçu, şu ayetle yasaklar: “...Gizli ve açık kötülüklere yaklaşmayın!..” (En’âm 151)
3. Vizr (Yük): “Senin gönlünü açmadık mı? Belini büken yükünü senden alıp atmadık mı?” (İnşirâh 13)
Fahru’rRâzî bu ayetin tefsirinde şöyle der: “Melek Cebrail Muhammet’e geldi. Göğsünü yardı ve yüreğini çıkardı. Onu yıkayıp tüm günahlardan arıttı, ilim ve imanla doldurdu.”
İbnu Hişam, Muhammed b. İshak’tan bildiriyor: Muhammet’in arkadaşlarından birkaç kişi ona sordular:
Ey Allah’ın elçisi, bize kendinden söz et.
Sa’d oğullarında emzirildim. Süt kardeşimle birlikte, evimizin bahçesinde hayvan otlatırken, bembeyaz giysilerin içerisinde iki adam yanıma geldi. Ellerinde içi kar dolu, altından bir tas vardı. Beni alıp karnımı yardılar. Kalbimi çıkarıp yardılar. İçinden siyah bir kan pıhtısı çıkarıp attılar. Sonra, kalbimi ve karnımı kar ile yıkadılar. Arkasından biri diğerine, “Onu ümmetinden on kişi ile tart” dedi. Onlarla tarttı ve denk geldim. Daha sonra, “Bin kişi ile tart” dedi. Beni onlarla da tartı, gene denk geldim. Bunun üzerine, “Bırak onu, Allah’a yemin olsun, ümmeti ile tartsan onlara da denk gelecek” dedi.
4. Dalal (Şaşkınlık, sapıklık): “Rabb’in şüphesiz sana verecek, sen de hoşnut olacaksın. Seni öksüz bulup da barındırmadı mı? Seni şaşırmış bulup da doğru yola eriştirmedi mi?” (Duhâ 58)
Kelbî bu ayetteki şaşkınlık kelimesini küfr (kâfirlik) ile tefsir eder.
5. Küfr (İnkârcılık): “...İnkârcılığı, yoldan çıkmayı ve başkaldırmayı size iğrenç göstermiştir...” (Hucurât 7)
Zemahşerî bu ayetin tefsirinde şöyle der: “Küfür Allah’ı inkâr etmek, yoldan çıkmak ve başkaldırma, söz dinlememek ve inattır.”
6. Zulm (Haksızlık): “Rabb’in Musa’ya haksızlık eden millete, ‘Firavun’un milletine git’ diye seslenmişti.” (Şuarâ 10)
7. İsm (Günah): “Günahın açığını da, gizlisini de bırakın. Günah işleyenler, yaptıklarının cezasını mutlaka çekeceklerdir.” (En’âm 120)
8. Fucur (Allah’ın buyruğundan çıkma, ahlaksızlık): “...Allah’ın buyruğundan çıkanlar cehennemdedirler. Ceza günü oraya girerler bir daha ayrılmazlar.” (İnfitâr 1416)
9. Hatîe (Günah yanılma): “Kim yanılır veya suç işler de, sonra onu bir suçsuzun üzerine atarsa, şüphesiz iftira etmiş, apaçık bir günah yüklenmiş olur.” (Nisâ 112)
Bu ayette günah karşılığı üç sözcük kullanılmıştır: Yanılma, günah ve iftira (buhtân). İmam Râzî bunları şöyle ayırır:
A) Yanılma küçük, günah ise büyük suçtur.
B) Yanılma, yalnızca onu yapana dokunur; halbuki, günahın zararları başkalarına da geçer. Zulüm ve öldürmek gibi...
C) Yanılma, ister bilerek, ister bilmeyerek olsun, yapılmaması gereken bir fiildir. Oysa, günah kasıtlı olarak yapılmaz. İftira (buhtân) ise, hiç ilgisi olmadığı halde, kötü bir işi kardeşine yüklemendir. Bil ki, iftira sahibi, dünyada şiddetle yerilmiş olup ahirette de o denli şiddetli bir cezaya uğrayacaktır.
10. Şerr (Kötülük): “Kim zerre kadar kötülük yapmışsa, onu görür.” (Zilzâl 8)
Ebu Cafer elTaberî (Yunus b. Abd elA’la İbnu Vehb, Yahya, Abdillah, Ebu Abdirrahman elHablî ve Abdullah b. Amr b. el Âs kanalı ile) bildiriyor: “Bu ayet indirildiğinde, o sırada Muhammet’in yanında oturan Ebu Bekir ağladı. Allah elçisi ‘Seni ağlatan nedir?’ diye sordu. Ebu Bekir, ‘Beni bu sure ağlatıyor’ dedi. Bunun üzerine Allah elçisi, ‘Siz Allah’ın sizleri affetmesi için suç ve günah işlemezseniz, Allah, suç ve günah işlemeyen bir millet yaratır da onları affeder’ dedi.”
11. Seyyie (Kötülük): “Kötülük getirenler yüzü koyun ateşe atılırlar...” (Neml 90)
İbnu Abbas diyor ki: “Bu ayet inince Müslümanlar çok sıkıldılar. Muhammet’e, ‘Biz de kötülük yapmamış kim var? Karşılık nasıl olacak?’ dediler. Bunun üzerine Muhammet, ‘Allah, itaate on sevap, isyana da bir kötülük muamelesi yapacağım, dedi. Buna göre, kim bir kötülükle cezalandırılırsa, on sevaptan bir azalacak, geriye dokuz sevap kalacak’ diye karşılık verdi.”
12. Sû (Fenalık, kötülük): “Kim fenalık yaparsa cezasını görür, Allah’tan başka ne dost, ne de yardımcı bulur.” (Nisâ 123)
13. Fesâd (Bozgunculuk): “Yeryüzünde bozgunculuk yapmaya, ekin ve nesli yok etmeye çabalayan insanlar vardır...” (Bakara 205)
14. Fısk (Yoldan çıkmak): “Ey Muhammet, sana apaçık ayetler indirdik; onları yalnızca yoldan çıkmışlar inkâr eder.” (Bakara 99)
Tefsirciler, “Fısk, insanın kendisine Tanrı tarafından çizilmiş sınırı aşmasıdır. Her fâsık (fısk yapan, yoldan çıkan) kâfirdir” derler.
1. Zenb (Günah): Kuran, bu sözcüğe 39 ayette yer vermektedir. Fetih suresi ikinci ayetinde geçen şekliyle çok kullanılır: “Ey Muhammet! Doğrusu sana açık bir zafer sağladık. Allah böylece, senin geçmiş ve gelecek günahlarını bağışlar.” (Fetih 12)
2. Fahşa (Kötülük, ahlaksızlık): Genellikle zina suçu hakkında kullanılır. Kuran bu suçu, şu ayetle yasaklar: “...Gizli ve açık kötülüklere yaklaşmayın!..” (En’âm 151)
3. Vizr (Yük): “Senin gönlünü açmadık mı? Belini büken yükünü senden alıp atmadık mı?” (İnşirâh 13)
Fahru’rRâzî bu ayetin tefsirinde şöyle der: “Melek Cebrail Muhammet’e geldi. Göğsünü yardı ve yüreğini çıkardı. Onu yıkayıp tüm günahlardan arıttı, ilim ve imanla doldurdu.”
İbnu Hişam, Muhammed b. İshak’tan bildiriyor: Muhammet’in arkadaşlarından birkaç kişi ona sordular:
Ey Allah’ın elçisi, bize kendinden söz et.
Sa’d oğullarında emzirildim. Süt kardeşimle birlikte, evimizin bahçesinde hayvan otlatırken, bembeyaz giysilerin içerisinde iki adam yanıma geldi. Ellerinde içi kar dolu, altından bir tas vardı. Beni alıp karnımı yardılar. Kalbimi çıkarıp yardılar. İçinden siyah bir kan pıhtısı çıkarıp attılar. Sonra, kalbimi ve karnımı kar ile yıkadılar. Arkasından biri diğerine, “Onu ümmetinden on kişi ile tart” dedi. Onlarla tarttı ve denk geldim. Daha sonra, “Bin kişi ile tart” dedi. Beni onlarla da tartı, gene denk geldim. Bunun üzerine, “Bırak onu, Allah’a yemin olsun, ümmeti ile tartsan onlara da denk gelecek” dedi.
4. Dalal (Şaşkınlık, sapıklık): “Rabb’in şüphesiz sana verecek, sen de hoşnut olacaksın. Seni öksüz bulup da barındırmadı mı? Seni şaşırmış bulup da doğru yola eriştirmedi mi?” (Duhâ 58)
Kelbî bu ayetteki şaşkınlık kelimesini küfr (kâfirlik) ile tefsir eder.
5. Küfr (İnkârcılık): “...İnkârcılığı, yoldan çıkmayı ve başkaldırmayı size iğrenç göstermiştir...” (Hucurât 7)
Zemahşerî bu ayetin tefsirinde şöyle der: “Küfür Allah’ı inkâr etmek, yoldan çıkmak ve başkaldırma, söz dinlememek ve inattır.”
6. Zulm (Haksızlık): “Rabb’in Musa’ya haksızlık eden millete, ‘Firavun’un milletine git’ diye seslenmişti.” (Şuarâ 10)
7. İsm (Günah): “Günahın açığını da, gizlisini de bırakın. Günah işleyenler, yaptıklarının cezasını mutlaka çekeceklerdir.” (En’âm 120)
8. Fucur (Allah’ın buyruğundan çıkma, ahlaksızlık): “...Allah’ın buyruğundan çıkanlar cehennemdedirler. Ceza günü oraya girerler bir daha ayrılmazlar.” (İnfitâr 1416)
9. Hatîe (Günah yanılma): “Kim yanılır veya suç işler de, sonra onu bir suçsuzun üzerine atarsa, şüphesiz iftira etmiş, apaçık bir günah yüklenmiş olur.” (Nisâ 112)
Bu ayette günah karşılığı üç sözcük kullanılmıştır: Yanılma, günah ve iftira (buhtân). İmam Râzî bunları şöyle ayırır:
A) Yanılma küçük, günah ise büyük suçtur.
B) Yanılma, yalnızca onu yapana dokunur; halbuki, günahın zararları başkalarına da geçer. Zulüm ve öldürmek gibi...
C) Yanılma, ister bilerek, ister bilmeyerek olsun, yapılmaması gereken bir fiildir. Oysa, günah kasıtlı olarak yapılmaz. İftira (buhtân) ise, hiç ilgisi olmadığı halde, kötü bir işi kardeşine yüklemendir. Bil ki, iftira sahibi, dünyada şiddetle yerilmiş olup ahirette de o denli şiddetli bir cezaya uğrayacaktır.
10. Şerr (Kötülük): “Kim zerre kadar kötülük yapmışsa, onu görür.” (Zilzâl 8)
Ebu Cafer elTaberî (Yunus b. Abd elA’la İbnu Vehb, Yahya, Abdillah, Ebu Abdirrahman elHablî ve Abdullah b. Amr b. el Âs kanalı ile) bildiriyor: “Bu ayet indirildiğinde, o sırada Muhammet’in yanında oturan Ebu Bekir ağladı. Allah elçisi ‘Seni ağlatan nedir?’ diye sordu. Ebu Bekir, ‘Beni bu sure ağlatıyor’ dedi. Bunun üzerine Allah elçisi, ‘Siz Allah’ın sizleri affetmesi için suç ve günah işlemezseniz, Allah, suç ve günah işlemeyen bir millet yaratır da onları affeder’ dedi.”
11. Seyyie (Kötülük): “Kötülük getirenler yüzü koyun ateşe atılırlar...” (Neml 90)
İbnu Abbas diyor ki: “Bu ayet inince Müslümanlar çok sıkıldılar. Muhammet’e, ‘Biz de kötülük yapmamış kim var? Karşılık nasıl olacak?’ dediler. Bunun üzerine Muhammet, ‘Allah, itaate on sevap, isyana da bir kötülük muamelesi yapacağım, dedi. Buna göre, kim bir kötülükle cezalandırılırsa, on sevaptan bir azalacak, geriye dokuz sevap kalacak’ diye karşılık verdi.”
12. Sû (Fenalık, kötülük): “Kim fenalık yaparsa cezasını görür, Allah’tan başka ne dost, ne de yardımcı bulur.” (Nisâ 123)
13. Fesâd (Bozgunculuk): “Yeryüzünde bozgunculuk yapmaya, ekin ve nesli yok etmeye çabalayan insanlar vardır...” (Bakara 205)
14. Fısk (Yoldan çıkmak): “Ey Muhammet, sana apaçık ayetler indirdik; onları yalnızca yoldan çıkmışlar inkâr eder.” (Bakara 99)
Tefsirciler, “Fısk, insanın kendisine Tanrı tarafından çizilmiş sınırı aşmasıdır. Her fâsık (fısk yapan, yoldan çıkan) kâfirdir” derler.
40 Hadis
Kim ümmetime dini işlerine dair kırk hadis hıfz ediverirse, Allah Teâlâ onu alimler zümresinde haşr eder.... Ben de kıyamet gününde ona şahid ve şefaatçi olurum.
İbn-i Abbas (Radıyallâhu Anhümâ) dan: "Sarık sarın ki, hilminiz (yumuşak huyluluğunuz, halim-selimliğiniz, vakarınız, ağır başlılığınız ve sükûnetiniz) artsın. (Mecmeuz zevâid, Libas, Bâbul Amâim: 5/122)
- Hiç biriniz hayvanlar gibi (sevişmeksizin) cinsi münasebette bulunmasın, arada elçi bulunsun.
Soruldu:
Yâ Rasûlallâh sözünü ettiğiniz elçi nedir?
- Aşk fısıltıları ve öpüşmedir.
İslam'da cinsellik Âsım Uysal İhyâ-i ulûmiddin İmam-ı Gazâlî K. nikahı Âdâbü-l Muâşeret 2/64
Sizden hiç biriniz lâyıkıyla iman etmiş olmaz; beni çocuğundan, anasından, babasından ve bütün insanlardan fazla sevmedikçe...
Üç şey münâfığın alâmetidir: Yalan söyler, sözünde durmaz, emânete hıyânet eder.
Beni yerim göğüm almaz ancak mümin kulumun kalbi alır, ben hiç bir mekana sığmam ancak mümin kulumun kalbine sığarım.
Kul nâfilelerle bana durmadan yaklaşır, nihayet onu severim. Bir kere de onu sevdim mi, artık o kulumun işiteceği kulağı olurum, göreceği gözü olurum.(kudsi hadis)
Allahü teâlâ refîktir. Yumuşaklığı sever. Sertlik edenlere vermediği şeyleri ve başka hiçbir şeye vermediğini, yumuşak davranana ihsân eder.
Cehenneme girmesi haram olan kimseyi bildiriyorum. Dikkat ediniz! Bu kimse, insanlara kolaylık ve yumuşaklık gösterendir.
Nefse sükûnet ve kalbe ferahlık veren iş, iyi iştir. Nefsi azdıran, kalbe heyecan veren iş günâhtır.
Allahü teâlânın, bir kulunu sevmemesi, onun faydasız şeylerle uğraşmasından anlaşılır.
Bir kimsenin çocuğunu terbiye etmesi ve ona edep öğretmesi, her gün bir miktar sadaka vermesinden daha hayırlıdır.
Allahü teâlâ benim ümmetimden bir kuluna iyilik yapmak isterse, onun kalbine, Ashâbımın sevgisini yerleştirir.
Atalarınıza hürmet ediniz ki, çocuklarınız size hürmet etsin! İffetli olunuz ki, aileleriniz iffetli olsun!
Musîbetlerin en büyüğü, vakti faydasız şeylerle geçirmektir.
Din, güzel ahlâktır.
İnsanlara teşekkür etmeyen, Allahü teâlâya şükretmemiş olur.
Ebû Hüreyre (ra)'den: Resûlullâh (sav) şöyle buyurdu:
Allahû Teâla pâktır. Pâk olandan başkasını kabûl etmez. Allahu Teâla mürsel olan Peygamberlerine neyi emrettiyse mü'minlere de onu emretmiştir.
Peygamberlere: "Ey peygamberler, pâk ve helâl taâmlardan yiyiniz ve sâlih amel işleyiniz"
Mü'minlere: "Ey iman edenler, rızk olarak size verdiğimiz pâk ve helâl şeylerden yiyiniz" buyurdu.
Ondan sonra Resûl-i Ekrem (sav) Hazretleri (sözü döndüre dolaştıra) buyurdu ki;
İnsan (Allah yolunda uzun seferlere katlanır, saçları birbirine karışmış, yüzü gözü toza bulanmış, "Yâ Râb! Yâ Rab!" diyerek ellerini gök yüzüne açar. Halbuki, yediği haram, içtiği haram, giydiği haram. Haram ile beslenmiş. Böylesinin duâsı nereden müstecâb olacak?
Ebu Rukayye Temin b. Evs ed-Dâri (ra)'den: Demiştir ki, Nebiyy-i Ekrem (sav) Efendimiz şöyle buyurdu: "Din hemen nasihattir. Din hemen nasihattir. Din hemen nasihattir." "Yâ Resûlallâh, kimin için nasihat?" diye sorduk. "Allah için, kitâbı için, Resûlü için, Eimme-i müslimin ve âmme-i müslimin için." buyurdular.
Cabir (Radıyallahu Anh) dan: "(Her insan yaşadığı hâl üzere Ölür) ve her kul Öldüğü hâl Üzere diriltilir." (Müslim, Cennet:l9, No:2878,4/2206. İbni Hacer-i Heytemî, ez Zevatir, 2/402)
Ibn-i Ömer (r.a)dan rivayet edildiğine göre; Peygamberimiz (s.a.v) Söyle buyurdu:
Allah Teala Cenneti yarattığı zaman ona şöyle buyurdu:
-İzzet ve celalime and olsun insanlardan sekiz sınıf vardır ki; sana dahil olmayacaklardır;
1*Devamlı şarap(içki vs)içen,
2*Zinada ısrar eden,
3*Deyyus olan(Eşini kıskanmayan),
4*Hükümdarların kötü icraatlarına alet olan,
5*Erkek olduğu halde kadınlaşan,
6*Koğuculuk eden,
7*Başkalarına merhamet etmeyen,
8*Allah'a ant içip de, ahdine vefa etmeyen kimseler
Ebu Davud şöyle diyor;
-"Topladığım hadislerin içinden bu dört hadis, hadislerin özüdür."
* Ameller niyetlere göredir.
* Bir mümin kendisi için istediğini mümin kardeşi için de istemedikçe iman etmiş olmaz.
* Malayaniyi(Dünyâ ve âhirete faydası olmayan iş, boş söz, lüzumsuz şey) terk etmesi kişinin olgun mümin olduğunun göstergesidir.
* Helaller bellidir, haramlar da bellidir. Birde bunlar arasında şüpheli olanlar vardır, siz şüpheli olan şeylerden kaçının.
Bir gün annesi, Abdullah bin Ömer'e:
- Abdullah! Gel bak sana ne vereceğim, diye seslenmişti.
Resul-i Ekrem Hazretleri de misafir olarak orada bulunuyordu. Abdullah'ın annesine sordu:
- Çağırdığın Abdullah'a ne vereceksin?
- Hurma vereceğim ya Resulallah!
- Peki öyleyse. Eğer bir şey vermeyeceğin halde vereceğini vaat ederek çocuğu aldatmış olsaydın, sana yalan söylemiş gibi günah yazılacaktı
Hz. Ömer radıyellâhü anh anlatıyor:
Bir gün Resûl-i Ekrem sallallâhü aleyhi vesellem, esirler arasında çocuğundan ayrılan bir kadın gördü. Kadın çocuğunun hasretinden rast gelen çocuğu kucağına alıyor, onu sevip emziriyordu.
Resul-i Ekrem sallallâhu aleyhi vesellem ashabına:
- Hiç bu kadın çocuğunu ateşe atar mı? Diye sordu. Ashab:
- Asla, cevabını verdiler. Bunun üzerine Resul-i Ekrem sallallâhu aleyhi vesellem:
- O halde, biliniz ki, Allah’ın kullarına merhameti, bu kadının çocuğuna merhametinden daha fazladır, buyurdu. (Buhari-Müslim)
H.z. Aişe vâlidemiz anlatıyor: Peygamber Efendimiz buyurmuşlardır ki: "İçinizden birisi, besmele çekmeyi unutup da yemek yemeye başlamış bulunursa, bu durum hatırına gelir gelmez; "başlangıcında da, bitiminde de Allah'ın adı ile niyetiyle" manâsına gelen "Bismillahi evveluhû ve âhirâhû" desin.
Benim ümmetime bir zaman gelecek ki, ulemayı güzel elbise,Kur-an-i güzel sesle tanırlar ve Allah'a yalnız ramazan ayında ibadet eder.Böyle oldu mu ilmi, hilmi ve rahmeti olmayan bir hükümdarı Allah onlara musallat eder.
Ey gençler topluluğu! Sizden evlenmeye gücü yetenler evlensin.Çünkü evlenmek gözü daha çok muhafaza eder,namusu daha fazla korur. Evlenmeye gücü yetmeyenler ise oruç tutsun. Çünkü oruç kalkandır.
Ahlakı güzel olan insan her yaşta güzeldir.
Müslüman temiz toprağa benzer: ona her şey atılır, ezilir, hakaret görür; ama ondan hep güzel şeyler çıkar.
Nerede olursanız olun bana salât ve selâm edin. Zira sizin salât ve selâmlarınız bana ulaşır."
"içerisinde köpek veya heykel bulunan haneye rahmet melekleri girmez."
"Kalbinde hardal tanesi kadar kibir bulunanı, Allah'u teâlâ yüz üstü Cehenneme atar."
ZİNA ETMEK İSTEYEN GENÇ
Asr-ı saadette Peygamberimiz (A.S.) Ashabıyla beraber bulunuyordu. Bir genç çıkageldi ve çok saygısızca:
- Ya Resulallah! Ben felanca kadın ile arkadaş olmak olmak istiyorum, onunla zina yapmak istiyorum dedi.
Ashab-ı Kiram, bu durumdan çok öfkelendiler. İçlerinden gazaba gelerek genci dövmek ve huzuru Resulullah'dan çıkarmak isteyenler oldu. Bazıları bağırıştılar. Çünkü genç çok hayasız konuşmuştu.
Sevgili Peygamberimiz (S.A.V.) bırakın o genci buyurdu. Resulullah, genci yanına çağırdı, dizinin dibine oturttu. Gencin dizlerini kendi mübarek dizine değdirecek bir şekilde oturttu ve:
- Ey genç, birinin annenle bu kötü işi yapmasını ister misin? Bu çirkin hareket hoşuna gider mi? diye sordu. Genç hiddetle:
- Hayır Ya Resulallah, diye cevab verdi. Resulallah:
- Öyle ise o çirkin işi yapacağın kimsenin evlatları da bundan hoşlanmazlar. Sonra:
- Peki, bu çirkin işi senin kız kardeşinle yapmak isteseler, sever misin? diye sorduklarında genç :
- Hayır, asla! diyerek hiddetleniyordu. Şu halde insanlardan hiç kimse bu işi sevmez buyurdu.
Sonra Hz.Peygamber (A.S.) mübarek elini bu gencin göğsüne koyarak şöyle dua etti:
- Allahım! Sen bu gencin kalbini temiz kıl. Namusu ve şerefini muhafaza eyle ve günahlarını da bağışla, buyurdu.
Genç, Resulallah'ın huzurundan ayrıldı. Bir daha günah işlemediği gibi böyle bir kötü düşünce aklından bile geçmeden yaşamış!
Resulallah:''Kadınlarınızın namuslu olmasını istiyorsanız başkalarının kadınlarına yan gözle bakmayınız'' diye emrediyor.
Birbirinize selâm veriniz. (Hadîs-i şerîf-Tirmizî, Müslim) Îmân etmedikçe Cennet'e giremezsiniz. Birbirinizle sevişmedikçe tam îmâna kavuşamazsınız. Size bir şey göstereyim mi? onu yaparsanız, sevişirsiniz. Aranızda selâmı çok yayınız. (Hadîs-i şerîf-Müslim)
Müslüman'ın Müslüman üzerinde beş hakkı vardır. Selâmına cevap vermek, hastasını yoklamak, cenâzesinde bulunmak, davetine gitmek ve aksırıp; "Elhamdülillah" deyince; "Yerhamükellâh" diyerek cevap vermek. (Hadîs-i şerîf-Buhârî, Müslim)
Din garip olarak başladı, garipliğe dönecektir. Ne mutlu gariplere.
Lut kavminin amelini işleyene Allah lanet etsin. Lut kavminin amelini işleyen kimse melundur.
Hazreti Âişe radıyallâhü anhâ anlatıyor "Rasulullah sallallâhü aleyhi ve sellem buyurdular ki; "Nikah benim sünnetimdendir. Kim benim sünnetimle amel etmezse benden değildir. Evleniniz! Zirâ ben, diğer ümmetlere kaşı sizin çokluğunuz ile iftihar edeceğim. kimin maddi imkanı varsa hemen evlensin. Kütüb-i Sitte c:17 s:190
Ebu Sâid el-Hudri radıyallahü anh der ki: Peygamberimizin sallallâhü aleyhi ve sellem şöyle buyurduğunu duydum: Herhangi biriniz kötülük görürse onu eli ile değiştirsin; yapamazsa dili ile, bunu da yapamazsa kalbi ile değiştirsin, sonuncu tavır imanın en zayıf şeklidir.
İbni Mes'ud'dan (R.A.) rivayet edildiğine göre Peygamberimiz (S.A.S.) buyuruyor ki: İsrailoğulları üzerinde beliren ilk eksiklik, ilk kusur şudur: Adamın biri başka biri ile karşılaşır ve ona «hey falan kişi, Allah'tan kork da şu yapmakta olduğun hareketten vazgeç, çünkü o sana helâl değildir» der, sonra da ertesi günü aynı adamla karşılaşır, adam eski tutumunu devam ettirmektedir, fakat adamın bu tutumu berikini onunla birlikte yemekten, içmekten ve birlikte oturmaktan alıkoymaz, onlar böyle davranınca Allah da kalplerini birbirine benzetti.» Peygamberimiz (S.A.S.) sözlerine şu ayeti okuyarak devam etti:
— «İsrailoğullarının kâfir olanları Davud'un ve Meryem oğlu İsa'nın dili ile lanetlenmişlerdir; bunun sebebi isyan edip azmış olmaları idi. Onlar işlemiş oldukları kötülükten birbirlerini alıkoymazlardı, yapmış olduktan iş ne fena bir şeydi! Onların çoğunun kâfirleri dost edindiklerini görürsün; kendi kendileri için ne fena bir akibet hazırlıyorlar ki Allah onlara öfkelenir ve bitmez bir azaba çarptırılırlar.» Maide78-81
Daha sonra Peygamberimiz şöyle buyurdu: «Hayır hayır. Ya iyiliği emredip kötülükten alakorsunuz, zalimin elinden tutup onu hakka karşı kesinlikle boyun eğdirir, kendisini hakkın sınırları içinde tutarsınız veya Allah önce kalplerinizi birbirinizinkine benzetir ve arkasından da İsrailoğulları gibi size de lanet eder.» — Ebu Davud, Tirmizî —
İbn-i Abbas (Radıyallâhu Anhümâ) dan: "Sarık sarın ki, hilminiz (yumuşak huyluluğunuz, halim-selimliğiniz, vakarınız, ağır başlılığınız ve sükûnetiniz) artsın. (Mecmeuz zevâid, Libas, Bâbul Amâim: 5/122)
- Hiç biriniz hayvanlar gibi (sevişmeksizin) cinsi münasebette bulunmasın, arada elçi bulunsun.
Soruldu:
Yâ Rasûlallâh sözünü ettiğiniz elçi nedir?
- Aşk fısıltıları ve öpüşmedir.
İslam'da cinsellik Âsım Uysal İhyâ-i ulûmiddin İmam-ı Gazâlî K. nikahı Âdâbü-l Muâşeret 2/64
Sizden hiç biriniz lâyıkıyla iman etmiş olmaz; beni çocuğundan, anasından, babasından ve bütün insanlardan fazla sevmedikçe...
Üç şey münâfığın alâmetidir: Yalan söyler, sözünde durmaz, emânete hıyânet eder.
Beni yerim göğüm almaz ancak mümin kulumun kalbi alır, ben hiç bir mekana sığmam ancak mümin kulumun kalbine sığarım.
Kul nâfilelerle bana durmadan yaklaşır, nihayet onu severim. Bir kere de onu sevdim mi, artık o kulumun işiteceği kulağı olurum, göreceği gözü olurum.(kudsi hadis)
Allahü teâlâ refîktir. Yumuşaklığı sever. Sertlik edenlere vermediği şeyleri ve başka hiçbir şeye vermediğini, yumuşak davranana ihsân eder.
Cehenneme girmesi haram olan kimseyi bildiriyorum. Dikkat ediniz! Bu kimse, insanlara kolaylık ve yumuşaklık gösterendir.
Nefse sükûnet ve kalbe ferahlık veren iş, iyi iştir. Nefsi azdıran, kalbe heyecan veren iş günâhtır.
Allahü teâlânın, bir kulunu sevmemesi, onun faydasız şeylerle uğraşmasından anlaşılır.
Bir kimsenin çocuğunu terbiye etmesi ve ona edep öğretmesi, her gün bir miktar sadaka vermesinden daha hayırlıdır.
Allahü teâlâ benim ümmetimden bir kuluna iyilik yapmak isterse, onun kalbine, Ashâbımın sevgisini yerleştirir.
Atalarınıza hürmet ediniz ki, çocuklarınız size hürmet etsin! İffetli olunuz ki, aileleriniz iffetli olsun!
Musîbetlerin en büyüğü, vakti faydasız şeylerle geçirmektir.
Din, güzel ahlâktır.
İnsanlara teşekkür etmeyen, Allahü teâlâya şükretmemiş olur.
Ebû Hüreyre (ra)'den: Resûlullâh (sav) şöyle buyurdu:
Allahû Teâla pâktır. Pâk olandan başkasını kabûl etmez. Allahu Teâla mürsel olan Peygamberlerine neyi emrettiyse mü'minlere de onu emretmiştir.
Peygamberlere: "Ey peygamberler, pâk ve helâl taâmlardan yiyiniz ve sâlih amel işleyiniz"
Mü'minlere: "Ey iman edenler, rızk olarak size verdiğimiz pâk ve helâl şeylerden yiyiniz" buyurdu.
Ondan sonra Resûl-i Ekrem (sav) Hazretleri (sözü döndüre dolaştıra) buyurdu ki;
İnsan (Allah yolunda uzun seferlere katlanır, saçları birbirine karışmış, yüzü gözü toza bulanmış, "Yâ Râb! Yâ Rab!" diyerek ellerini gök yüzüne açar. Halbuki, yediği haram, içtiği haram, giydiği haram. Haram ile beslenmiş. Böylesinin duâsı nereden müstecâb olacak?
Ebu Rukayye Temin b. Evs ed-Dâri (ra)'den: Demiştir ki, Nebiyy-i Ekrem (sav) Efendimiz şöyle buyurdu: "Din hemen nasihattir. Din hemen nasihattir. Din hemen nasihattir." "Yâ Resûlallâh, kimin için nasihat?" diye sorduk. "Allah için, kitâbı için, Resûlü için, Eimme-i müslimin ve âmme-i müslimin için." buyurdular.
Cabir (Radıyallahu Anh) dan: "(Her insan yaşadığı hâl üzere Ölür) ve her kul Öldüğü hâl Üzere diriltilir." (Müslim, Cennet:l9, No:2878,4/2206. İbni Hacer-i Heytemî, ez Zevatir, 2/402)
Ibn-i Ömer (r.a)dan rivayet edildiğine göre; Peygamberimiz (s.a.v) Söyle buyurdu:
Allah Teala Cenneti yarattığı zaman ona şöyle buyurdu:
-İzzet ve celalime and olsun insanlardan sekiz sınıf vardır ki; sana dahil olmayacaklardır;
1*Devamlı şarap(içki vs)içen,
2*Zinada ısrar eden,
3*Deyyus olan(Eşini kıskanmayan),
4*Hükümdarların kötü icraatlarına alet olan,
5*Erkek olduğu halde kadınlaşan,
6*Koğuculuk eden,
7*Başkalarına merhamet etmeyen,
8*Allah'a ant içip de, ahdine vefa etmeyen kimseler
Ebu Davud şöyle diyor;
-"Topladığım hadislerin içinden bu dört hadis, hadislerin özüdür."
* Ameller niyetlere göredir.
* Bir mümin kendisi için istediğini mümin kardeşi için de istemedikçe iman etmiş olmaz.
* Malayaniyi(Dünyâ ve âhirete faydası olmayan iş, boş söz, lüzumsuz şey) terk etmesi kişinin olgun mümin olduğunun göstergesidir.
* Helaller bellidir, haramlar da bellidir. Birde bunlar arasında şüpheli olanlar vardır, siz şüpheli olan şeylerden kaçının.
Bir gün annesi, Abdullah bin Ömer'e:
- Abdullah! Gel bak sana ne vereceğim, diye seslenmişti.
Resul-i Ekrem Hazretleri de misafir olarak orada bulunuyordu. Abdullah'ın annesine sordu:
- Çağırdığın Abdullah'a ne vereceksin?
- Hurma vereceğim ya Resulallah!
- Peki öyleyse. Eğer bir şey vermeyeceğin halde vereceğini vaat ederek çocuğu aldatmış olsaydın, sana yalan söylemiş gibi günah yazılacaktı
Hz. Ömer radıyellâhü anh anlatıyor:
Bir gün Resûl-i Ekrem sallallâhü aleyhi vesellem, esirler arasında çocuğundan ayrılan bir kadın gördü. Kadın çocuğunun hasretinden rast gelen çocuğu kucağına alıyor, onu sevip emziriyordu.
Resul-i Ekrem sallallâhu aleyhi vesellem ashabına:
- Hiç bu kadın çocuğunu ateşe atar mı? Diye sordu. Ashab:
- Asla, cevabını verdiler. Bunun üzerine Resul-i Ekrem sallallâhu aleyhi vesellem:
- O halde, biliniz ki, Allah’ın kullarına merhameti, bu kadının çocuğuna merhametinden daha fazladır, buyurdu. (Buhari-Müslim)
H.z. Aişe vâlidemiz anlatıyor: Peygamber Efendimiz buyurmuşlardır ki: "İçinizden birisi, besmele çekmeyi unutup da yemek yemeye başlamış bulunursa, bu durum hatırına gelir gelmez; "başlangıcında da, bitiminde de Allah'ın adı ile niyetiyle" manâsına gelen "Bismillahi evveluhû ve âhirâhû" desin.
Benim ümmetime bir zaman gelecek ki, ulemayı güzel elbise,Kur-an-i güzel sesle tanırlar ve Allah'a yalnız ramazan ayında ibadet eder.Böyle oldu mu ilmi, hilmi ve rahmeti olmayan bir hükümdarı Allah onlara musallat eder.
Ey gençler topluluğu! Sizden evlenmeye gücü yetenler evlensin.Çünkü evlenmek gözü daha çok muhafaza eder,namusu daha fazla korur. Evlenmeye gücü yetmeyenler ise oruç tutsun. Çünkü oruç kalkandır.
Ahlakı güzel olan insan her yaşta güzeldir.
Müslüman temiz toprağa benzer: ona her şey atılır, ezilir, hakaret görür; ama ondan hep güzel şeyler çıkar.
Nerede olursanız olun bana salât ve selâm edin. Zira sizin salât ve selâmlarınız bana ulaşır."
"içerisinde köpek veya heykel bulunan haneye rahmet melekleri girmez."
"Kalbinde hardal tanesi kadar kibir bulunanı, Allah'u teâlâ yüz üstü Cehenneme atar."
ZİNA ETMEK İSTEYEN GENÇ
Asr-ı saadette Peygamberimiz (A.S.) Ashabıyla beraber bulunuyordu. Bir genç çıkageldi ve çok saygısızca:
- Ya Resulallah! Ben felanca kadın ile arkadaş olmak olmak istiyorum, onunla zina yapmak istiyorum dedi.
Ashab-ı Kiram, bu durumdan çok öfkelendiler. İçlerinden gazaba gelerek genci dövmek ve huzuru Resulullah'dan çıkarmak isteyenler oldu. Bazıları bağırıştılar. Çünkü genç çok hayasız konuşmuştu.
Sevgili Peygamberimiz (S.A.V.) bırakın o genci buyurdu. Resulullah, genci yanına çağırdı, dizinin dibine oturttu. Gencin dizlerini kendi mübarek dizine değdirecek bir şekilde oturttu ve:
- Ey genç, birinin annenle bu kötü işi yapmasını ister misin? Bu çirkin hareket hoşuna gider mi? diye sordu. Genç hiddetle:
- Hayır Ya Resulallah, diye cevab verdi. Resulallah:
- Öyle ise o çirkin işi yapacağın kimsenin evlatları da bundan hoşlanmazlar. Sonra:
- Peki, bu çirkin işi senin kız kardeşinle yapmak isteseler, sever misin? diye sorduklarında genç :
- Hayır, asla! diyerek hiddetleniyordu. Şu halde insanlardan hiç kimse bu işi sevmez buyurdu.
Sonra Hz.Peygamber (A.S.) mübarek elini bu gencin göğsüne koyarak şöyle dua etti:
- Allahım! Sen bu gencin kalbini temiz kıl. Namusu ve şerefini muhafaza eyle ve günahlarını da bağışla, buyurdu.
Genç, Resulallah'ın huzurundan ayrıldı. Bir daha günah işlemediği gibi böyle bir kötü düşünce aklından bile geçmeden yaşamış!
Resulallah:''Kadınlarınızın namuslu olmasını istiyorsanız başkalarının kadınlarına yan gözle bakmayınız'' diye emrediyor.
Birbirinize selâm veriniz. (Hadîs-i şerîf-Tirmizî, Müslim) Îmân etmedikçe Cennet'e giremezsiniz. Birbirinizle sevişmedikçe tam îmâna kavuşamazsınız. Size bir şey göstereyim mi? onu yaparsanız, sevişirsiniz. Aranızda selâmı çok yayınız. (Hadîs-i şerîf-Müslim)
Müslüman'ın Müslüman üzerinde beş hakkı vardır. Selâmına cevap vermek, hastasını yoklamak, cenâzesinde bulunmak, davetine gitmek ve aksırıp; "Elhamdülillah" deyince; "Yerhamükellâh" diyerek cevap vermek. (Hadîs-i şerîf-Buhârî, Müslim)
Din garip olarak başladı, garipliğe dönecektir. Ne mutlu gariplere.
Lut kavminin amelini işleyene Allah lanet etsin. Lut kavminin amelini işleyen kimse melundur.
Hazreti Âişe radıyallâhü anhâ anlatıyor "Rasulullah sallallâhü aleyhi ve sellem buyurdular ki; "Nikah benim sünnetimdendir. Kim benim sünnetimle amel etmezse benden değildir. Evleniniz! Zirâ ben, diğer ümmetlere kaşı sizin çokluğunuz ile iftihar edeceğim. kimin maddi imkanı varsa hemen evlensin. Kütüb-i Sitte c:17 s:190
Ebu Sâid el-Hudri radıyallahü anh der ki: Peygamberimizin sallallâhü aleyhi ve sellem şöyle buyurduğunu duydum: Herhangi biriniz kötülük görürse onu eli ile değiştirsin; yapamazsa dili ile, bunu da yapamazsa kalbi ile değiştirsin, sonuncu tavır imanın en zayıf şeklidir.
İbni Mes'ud'dan (R.A.) rivayet edildiğine göre Peygamberimiz (S.A.S.) buyuruyor ki: İsrailoğulları üzerinde beliren ilk eksiklik, ilk kusur şudur: Adamın biri başka biri ile karşılaşır ve ona «hey falan kişi, Allah'tan kork da şu yapmakta olduğun hareketten vazgeç, çünkü o sana helâl değildir» der, sonra da ertesi günü aynı adamla karşılaşır, adam eski tutumunu devam ettirmektedir, fakat adamın bu tutumu berikini onunla birlikte yemekten, içmekten ve birlikte oturmaktan alıkoymaz, onlar böyle davranınca Allah da kalplerini birbirine benzetti.» Peygamberimiz (S.A.S.) sözlerine şu ayeti okuyarak devam etti:
— «İsrailoğullarının kâfir olanları Davud'un ve Meryem oğlu İsa'nın dili ile lanetlenmişlerdir; bunun sebebi isyan edip azmış olmaları idi. Onlar işlemiş oldukları kötülükten birbirlerini alıkoymazlardı, yapmış olduktan iş ne fena bir şeydi! Onların çoğunun kâfirleri dost edindiklerini görürsün; kendi kendileri için ne fena bir akibet hazırlıyorlar ki Allah onlara öfkelenir ve bitmez bir azaba çarptırılırlar.» Maide78-81
Daha sonra Peygamberimiz şöyle buyurdu: «Hayır hayır. Ya iyiliği emredip kötülükten alakorsunuz, zalimin elinden tutup onu hakka karşı kesinlikle boyun eğdirir, kendisini hakkın sınırları içinde tutarsınız veya Allah önce kalplerinizi birbirinizinkine benzetir ve arkasından da İsrailoğulları gibi size de lanet eder.» — Ebu Davud, Tirmizî —
AHLÂK
SORU: Bir kimsenin insanlar tarafından sevilmemesi, Allah tarafından da sevilmemesi midir?
CEVAP: Hayır!.. İyi insanlar tarafından sevilmemek tehlikelidir. Yoksa, peygamberleri bile sevmeyen insanlar çıkmıştır. İnsanlar tarafından sevilmemek bir ölçü değildir. Firavun ve avanesi Mûsâ (AS)'ı sevmediler. Mühim değil... İyi insanlar sevmezse, o zaman fenâ...
İbrâhim (AS)'ı kavminden kimse sevmedi. Üvey babası bile sevmedi. Herkes düşman oldu, ateşe atmağa kalktılar. İnsanların sevgisi önemli değil, Allah'ın sevgisi önemli!.. Sen Kur'an yolunda yürü, Rasûlüllah'ın yolunda yürü; isterlerse sevsinler, istemezlerse sevmesinler! İnsanların sevmesi önemli değil...
SORU: Bir insanın çok mizah yapması, çok gülmesi, insanları hafife alarak konuşması, Allah tarafından sevilmediğinin bir belirtisi olabilir mi?
CEVAP: Bunlar gaflet alâmetidir. Gaflet tehlikeli bir şeydir. Mizah yapmayı tavsiye etmiyor Peygamber Efendimiz... Çok gülmeyi de tavsiye etmiyor. Hümeze Sûresinde, insanlarla alay etmemekle emrolunuyoruz. Alay etmek, hafife almak iyi huylar değildir. Bunları bırakmak lâzım!..
Tabii, bunları yapıyorsa, şeytanın eline tutulmuş demektir. Şeytan'dan yakayı kurtarması lâzım! Bu haliyle, Allah sevmiyor sayılabilir. Devamlı sevmeyecek demek değil ama, bunlar iyi huylar değil...
SORU: Bizim oturduğumuz binada bir aile var; İslâm'dan habersiz, kötü huylu... Bu aile ile ilişkilerimiz nasıl olmalı?..
CEVAP: Selâmlaşırsınız. Kötülüğe karşı iyilikle mukabele edersiniz. Hediyeleşme, tebrik ve sâir fırsatlardan istifade ederek, yavaş yavaş ölçülü bir tarzda ona kendinizi sevdirmeğe, saydırmağa çalışırsınız.
SORU: Hangi durumlarda selâm vermemek daha uygundur?
CEVAP: Günah işleyen bir insana selâm verilmez. Bunun dışında Kur'an okuyan, vaaz veren, namaz kılan, abdest alan, yemek yiyen insana selâm verilmez. Çünkü meşguldür. O zamanlar selâm alma mecburiyeti de yoktur.
Diğer zamanlarda, müslümanın bildiğine bilmediğine selâm vermesi sevaptır. Konya'da Hacı Veyiszâde'nin (Allah mekânını cennet eylesin) bir menkabesini duymuştum: Çarşıya gidermiş; sağa, sola, önüne, yanına, bildiğine, bilmediğine "Esselâmü aleyküm!.. Esselâmü aleyküm!.. Esselâmü aleyküm!.." diye selâm vere vere gidermiş. Bu, Abdullah ibn-i Ömer RA gibi hareket etmek oluyor.
Abdullah ibn-i Ömer bir keresinde diyor ki, sahabeden bir arkadaşına:
"--Kalk çarşıya gidelim!.."
O da kuşkulu kuşkulu bakıyor, diyor ki:
"--Ey Ömer'in oğlu! Ben senin huyunu, hâlini bilirim. Sen çarşı pazarı pek sevmezsin. Orda yalan yere yemin edilir, eksik tartılır, aldatmaca filân olur... Çarşı pazar şeytanın çok dolaştığı yerdir. Sen niye çarşıya, pazara gitmek istiyorsun; anlat bakalım!.." diyor.
Abdullah ibn-i Ömer RA diyor ki:
"--İnsan çoktur; selâm veririz, sevap kazanırız." diyor.
Bilmediğine de selâm vermek ve böylece sevap kazanmak lâzım!.. Ama günah işliyorsa veya müslüman değilse; o zaman selâm verilmez.
SORU: Akrabamız bize dargın... Barıştığımız zaman zararı dokunuyor; ne yapmalıyız?
CEVAP: Barışacak, çünkü dargın durmak haram!.. Ama, ölçülü duracak. Mü'minin mü'mine üç günden ziyade dargın durması yasaktır. Günaha düşmemek için dargın durmayacak ama; mâdem muzır adam, barıştığı zaman zararı oluyor, dikkat edecek, ihtiyatlı davranacak!..
SORU: Bir seyyidin kötü yolda olması mümkün mü? Hakkı tavsiye etmeyen seyyide nasıl davranılır?
CEVAP: Hak söylenir, hakkı tavsiye et denilir. Çünkü, bu devirde kimin seyyid olduğunu çok iyi bilmemiz mümkün değildir. Herkes çıkıyor, ben seyyidim diyor. Mümkündür, seyyid olabilir; olmayabilir de... Kimin ne olduğunu bilmiyoruz. Yanlış yolda ise doğru yola gelmesi için nasihat edilir. Yanlış söz söylüyorsa, dinlemeye gerek olmaz.
SORU: Babamın kötü huylarını bırakması için dua eder misiniz?
CEVAP: Tabii, biz kötü insanların, günahkârların iyi insan olmasını, hidayete ermesini isteriz daimâ... Ama, asıl o kötü insanın kendisinin işi bu... Yâni, o insan eğer Allah'ın sevdiği bir duruma kendisi gelmezse, başkasının ona dua etmesi tesir etmez. Kendisinin zihniyetinde değişiklik olması lâzım!..
Onun için biz dua ederiz, onun iyiliğini temenni ediyoruz, Allah hidâyet versin... Allah şaşıranları doğru yola hidâyet eylesin... Şu vatanın evlâtları hepsi müslüman çocuklarıydı ama, şaşırdılar. Memleket sanki gayrimüslim memleketi gibi... Giyim, kuşam, yeme, içme, içki, kumar, eğlence vs. bakımından bir gâvur diyarından farkı kalmadı. Bütün haramlar yapılabiliyor, Allah'ın farzlarında ihmal edilebiliyor, kimse de bir şey demiyor.
Bunların söylenmesi lâzım!.. Günahkârlara yapmayın diye ikaz etmek lâzım!.. Devamlı bir çalışma içinde olmak lâzım!.. O kişilere bunları söyleyen olmazsa, kendilerinin de bu işi anlaması zor olur.
Birisi birisine misafirliğe gitmiş. Alış-veriş ediyorlar. Seyyar pazarlamacıymış. Akşam olmuş gittiği köyde... Otel filân da yok... O müşterisi demiş ki:
"--Bizim evde yat!"
"--Peki, kabul ettim, yatayım!" demiş.
Hazırlanmış, abdest almış. Sormuş:
"--Seccadeniz var mı?.."
"--Yok..."
"--Kıble ne tarafta?.."
"--Bilmiyorum..."
"--Vallàhi kıblenin ne tarafta olduğunu bile bilmeyen bir insanın evinde kalmam!.. Sokakta yatarım, kalmam!.." demiş.
"--Yâhu etme, eyleme..."
"--Yok!.." demiş. Almış çantasını, yemin de ettiği için evden çıkmış gitmiş.
Bu ev sahibine öyle tesir etmiş ki!.. "Yâhu, bu adam haklı... Hakîkaten ben ne biçim insanım?.. Evde seccâde yok, kıblenin tarafını bile bilmiyorum." demiş, tevbekâr olmuş, doğru yola gelmiş.
Tabii, biraz da böyle müslüman, yanlışların karşısında aktivite gösterecek, söz söyleyecek, ikaz edecek ki, kötüler de hatâsını anlasın, düzeltsin. O çalışmayı yapmak lâzım!..
CEVAP: Hayır!.. İyi insanlar tarafından sevilmemek tehlikelidir. Yoksa, peygamberleri bile sevmeyen insanlar çıkmıştır. İnsanlar tarafından sevilmemek bir ölçü değildir. Firavun ve avanesi Mûsâ (AS)'ı sevmediler. Mühim değil... İyi insanlar sevmezse, o zaman fenâ...
İbrâhim (AS)'ı kavminden kimse sevmedi. Üvey babası bile sevmedi. Herkes düşman oldu, ateşe atmağa kalktılar. İnsanların sevgisi önemli değil, Allah'ın sevgisi önemli!.. Sen Kur'an yolunda yürü, Rasûlüllah'ın yolunda yürü; isterlerse sevsinler, istemezlerse sevmesinler! İnsanların sevmesi önemli değil...
SORU: Bir insanın çok mizah yapması, çok gülmesi, insanları hafife alarak konuşması, Allah tarafından sevilmediğinin bir belirtisi olabilir mi?
CEVAP: Bunlar gaflet alâmetidir. Gaflet tehlikeli bir şeydir. Mizah yapmayı tavsiye etmiyor Peygamber Efendimiz... Çok gülmeyi de tavsiye etmiyor. Hümeze Sûresinde, insanlarla alay etmemekle emrolunuyoruz. Alay etmek, hafife almak iyi huylar değildir. Bunları bırakmak lâzım!..
Tabii, bunları yapıyorsa, şeytanın eline tutulmuş demektir. Şeytan'dan yakayı kurtarması lâzım! Bu haliyle, Allah sevmiyor sayılabilir. Devamlı sevmeyecek demek değil ama, bunlar iyi huylar değil...
SORU: Bizim oturduğumuz binada bir aile var; İslâm'dan habersiz, kötü huylu... Bu aile ile ilişkilerimiz nasıl olmalı?..
CEVAP: Selâmlaşırsınız. Kötülüğe karşı iyilikle mukabele edersiniz. Hediyeleşme, tebrik ve sâir fırsatlardan istifade ederek, yavaş yavaş ölçülü bir tarzda ona kendinizi sevdirmeğe, saydırmağa çalışırsınız.
SORU: Hangi durumlarda selâm vermemek daha uygundur?
CEVAP: Günah işleyen bir insana selâm verilmez. Bunun dışında Kur'an okuyan, vaaz veren, namaz kılan, abdest alan, yemek yiyen insana selâm verilmez. Çünkü meşguldür. O zamanlar selâm alma mecburiyeti de yoktur.
Diğer zamanlarda, müslümanın bildiğine bilmediğine selâm vermesi sevaptır. Konya'da Hacı Veyiszâde'nin (Allah mekânını cennet eylesin) bir menkabesini duymuştum: Çarşıya gidermiş; sağa, sola, önüne, yanına, bildiğine, bilmediğine "Esselâmü aleyküm!.. Esselâmü aleyküm!.. Esselâmü aleyküm!.." diye selâm vere vere gidermiş. Bu, Abdullah ibn-i Ömer RA gibi hareket etmek oluyor.
Abdullah ibn-i Ömer bir keresinde diyor ki, sahabeden bir arkadaşına:
"--Kalk çarşıya gidelim!.."
O da kuşkulu kuşkulu bakıyor, diyor ki:
"--Ey Ömer'in oğlu! Ben senin huyunu, hâlini bilirim. Sen çarşı pazarı pek sevmezsin. Orda yalan yere yemin edilir, eksik tartılır, aldatmaca filân olur... Çarşı pazar şeytanın çok dolaştığı yerdir. Sen niye çarşıya, pazara gitmek istiyorsun; anlat bakalım!.." diyor.
Abdullah ibn-i Ömer RA diyor ki:
"--İnsan çoktur; selâm veririz, sevap kazanırız." diyor.
Bilmediğine de selâm vermek ve böylece sevap kazanmak lâzım!.. Ama günah işliyorsa veya müslüman değilse; o zaman selâm verilmez.
SORU: Akrabamız bize dargın... Barıştığımız zaman zararı dokunuyor; ne yapmalıyız?
CEVAP: Barışacak, çünkü dargın durmak haram!.. Ama, ölçülü duracak. Mü'minin mü'mine üç günden ziyade dargın durması yasaktır. Günaha düşmemek için dargın durmayacak ama; mâdem muzır adam, barıştığı zaman zararı oluyor, dikkat edecek, ihtiyatlı davranacak!..
SORU: Bir seyyidin kötü yolda olması mümkün mü? Hakkı tavsiye etmeyen seyyide nasıl davranılır?
CEVAP: Hak söylenir, hakkı tavsiye et denilir. Çünkü, bu devirde kimin seyyid olduğunu çok iyi bilmemiz mümkün değildir. Herkes çıkıyor, ben seyyidim diyor. Mümkündür, seyyid olabilir; olmayabilir de... Kimin ne olduğunu bilmiyoruz. Yanlış yolda ise doğru yola gelmesi için nasihat edilir. Yanlış söz söylüyorsa, dinlemeye gerek olmaz.
SORU: Babamın kötü huylarını bırakması için dua eder misiniz?
CEVAP: Tabii, biz kötü insanların, günahkârların iyi insan olmasını, hidayete ermesini isteriz daimâ... Ama, asıl o kötü insanın kendisinin işi bu... Yâni, o insan eğer Allah'ın sevdiği bir duruma kendisi gelmezse, başkasının ona dua etmesi tesir etmez. Kendisinin zihniyetinde değişiklik olması lâzım!..
Onun için biz dua ederiz, onun iyiliğini temenni ediyoruz, Allah hidâyet versin... Allah şaşıranları doğru yola hidâyet eylesin... Şu vatanın evlâtları hepsi müslüman çocuklarıydı ama, şaşırdılar. Memleket sanki gayrimüslim memleketi gibi... Giyim, kuşam, yeme, içme, içki, kumar, eğlence vs. bakımından bir gâvur diyarından farkı kalmadı. Bütün haramlar yapılabiliyor, Allah'ın farzlarında ihmal edilebiliyor, kimse de bir şey demiyor.
Bunların söylenmesi lâzım!.. Günahkârlara yapmayın diye ikaz etmek lâzım!.. Devamlı bir çalışma içinde olmak lâzım!.. O kişilere bunları söyleyen olmazsa, kendilerinin de bu işi anlaması zor olur.
Birisi birisine misafirliğe gitmiş. Alış-veriş ediyorlar. Seyyar pazarlamacıymış. Akşam olmuş gittiği köyde... Otel filân da yok... O müşterisi demiş ki:
"--Bizim evde yat!"
"--Peki, kabul ettim, yatayım!" demiş.
Hazırlanmış, abdest almış. Sormuş:
"--Seccadeniz var mı?.."
"--Yok..."
"--Kıble ne tarafta?.."
"--Bilmiyorum..."
"--Vallàhi kıblenin ne tarafta olduğunu bile bilmeyen bir insanın evinde kalmam!.. Sokakta yatarım, kalmam!.." demiş.
"--Yâhu etme, eyleme..."
"--Yok!.." demiş. Almış çantasını, yemin de ettiği için evden çıkmış gitmiş.
Bu ev sahibine öyle tesir etmiş ki!.. "Yâhu, bu adam haklı... Hakîkaten ben ne biçim insanım?.. Evde seccâde yok, kıblenin tarafını bile bilmiyorum." demiş, tevbekâr olmuş, doğru yola gelmiş.
Tabii, biraz da böyle müslüman, yanlışların karşısında aktivite gösterecek, söz söyleyecek, ikaz edecek ki, kötüler de hatâsını anlasın, düzeltsin. O çalışmayı yapmak lâzım!..
Müslüman virüs pornoyla savaşıyor!!!
Yusufali virüsü internette pornoyla savaşıyor. Müslüman bir bilgiyasarcının geliştirdiği virüs bilgisayara zarar vermiyor...
Bir Türk hacker tarafından internette yayılan Zotob virüsünün ardından şimdi de Yusufali virüsü sanal alemde hızla yayılıyor. Ancak bir Müslüman Hacker'in geliştirdiği bu virüs, hemcinslerinin aksine bilgisayarlara zarar vermiyor, sadece erotik sitelerde gezmeyi seven kullanıcıları ayetlerle 'çileden çıkarıyor'.
Müslüman bir bilgisayar korsanı tarafından yazıldığı zannedilen virüs, bakın porno severleri nasıl dize getirip, dine çağırıyor: Virüslü bilgisayar kulananan bir kişi internette erotik içerikli sitelere girmeye kalktığında, Yusufali buna izin vermeyip ekrana Kur'andan ayetler geliyor.
"Seks, erotik, porno" gibi kelimeleri tanıyan Yusufali bu kelimeleri içeren siteyi tespit ettiği anda, "Allah sizin her hareketinizi görür" cümlelerini içeren ayetleri ekranı kaplayacak şekilde görüntülüyor.
Dünyanın önde gelen internet güvenlik şirketlerinden Sophos'tan Graham Cululey, "ilk defa bu tip bir 'ahlak zabıtası' virüs ile karşılaşıyoruz. Virüsü yazan kişinin amacının bunu yasak pornoya karşı sanal cihat ilan etmek olduğunu söyleyebiliriz" dedi.
Bir Türk hacker tarafından internette yayılan Zotob virüsünün ardından şimdi de Yusufali virüsü sanal alemde hızla yayılıyor. Ancak bir Müslüman Hacker'in geliştirdiği bu virüs, hemcinslerinin aksine bilgisayarlara zarar vermiyor, sadece erotik sitelerde gezmeyi seven kullanıcıları ayetlerle 'çileden çıkarıyor'.
Müslüman bir bilgisayar korsanı tarafından yazıldığı zannedilen virüs, bakın porno severleri nasıl dize getirip, dine çağırıyor: Virüslü bilgisayar kulananan bir kişi internette erotik içerikli sitelere girmeye kalktığında, Yusufali buna izin vermeyip ekrana Kur'andan ayetler geliyor.
"Seks, erotik, porno" gibi kelimeleri tanıyan Yusufali bu kelimeleri içeren siteyi tespit ettiği anda, "Allah sizin her hareketinizi görür" cümlelerini içeren ayetleri ekranı kaplayacak şekilde görüntülüyor.
Dünyanın önde gelen internet güvenlik şirketlerinden Sophos'tan Graham Cululey, "ilk defa bu tip bir 'ahlak zabıtası' virüs ile karşılaşıyoruz. Virüsü yazan kişinin amacının bunu yasak pornoya karşı sanal cihat ilan etmek olduğunu söyleyebiliriz" dedi.
2 Mayıs 2007
ALLAH Teâlâ’yı seven ve ALLAH Teâlâ tarafından da sevilen ve günahları mağfiret olunan bir kul olabilmek için tek çare: Resûlullah (S.A.V.) Efendimize ittibadır, O’nu sevmek ve O’na itaat etmektir. Öyle değil mi ya... Bir devlet başkanına muhabbet ve itaatta bulunan bir kimse, O’nun elçisine, memuruna da itaat ve hürmette bulunur. Bunun aksine hareket etmek o devlet başkanına karşı da bir isyan değil midir? Artık bir insan nasıl olur da ALLAH Teâlâ’ya muhabbet iddiasında bulunduğu halde, O’nun gönderdiği Resûlüne isyan eder, O’na cephe alır.
Ayrıca Cenâb-ı Hak, Hz. Peygamberimiz (S.A.V.) Efendimize muhalefet etmekten sakındırmıştır. Şöyle ki:
“Ey mü’minler! Peygamber’i, kendi aranızda birbirinizi çağırır gibi çağırmayın. İçinizden birini siper edinerek sıvışıp gidenleri muhakkak ki ALLAH bilmektedir. Bu sebeple, O’nun emrine aykırı davrananlar, başlarına bir belâ gelmesinden veya kendilerine çok elem verici bir azab isabet etmesinden sakınsınlar”
Ayrıca bu ayet-i kerime: Hz. Peygamberimiz (S.A.V.) Efendimize sadece ismiyle hitap etmenin veya kendisinden bahsederken sırf ismini söylemenin, ümmetlik terbiyesi ile bağdaşmayacağını ifade etmektedir. Böyle durumlarda O’nun ismi ile beraber Peygamber, Nebî, Resûl, Resûlullah, Resûl-i Ekrem, Peygamber Efendimiz, Habîbullah... gibi O’nu anlatan ve O’na saygımızı ifade eden sıfat ve unvanları da söylemek yerinde olur. Ayrıca, ALLAH Teâlâ’nın, Ahzab sûresi: 56. âyet-i kerimesindeki emri uyarınca biz Müslümanların: “Muhammed” ismi söylenince, “ALLAH’ın salât ve selâmı O’nun üzerine olsun” anlamına gelen “Sallâllahu Aleyhi ve Sellem” dememiz de O’na olan saygımızın bir gereğidir.
Peygamberimiz Hz. Muhammed (S.A.V.) Efendimizi hayatımızın her noktasında kendimize örnek edinmeliyiz. O’nu örnek almak: O’nun getirdiği inanç sistemine sahip çıkmak ve hayatımıza tatbik etmemizle mümkün olacaktır. Bildiğiniz gibi O yaşayan bir Kur’an-ı Kerim’di. O’nun getirdiği değerleri tatbik edenler Kur’an-ı Kerim’in emirlerini yerine getiriyor anlamıyla eşdeğerdi.
İşte bundan dolayıdır ki, biz mü’minler her yıl O’nun doğum yıldönümünü büyük bir dinî heyecanla karşılar, O’nun yüksek ahlâkını, fazilet ve kemalini dile getirmek ve O’nun hayat veren Sünnet-i Seniyyesine uymayı birbirimize tavsiye etmekle, bu mutlu günü kutlarız.
Yalnız bir hususu hatırlatalım ki: Muazzez, Hz.Peygamber (S.A.V.) Efendimizin doğumunu anarken ne yapacağız? Hz.Peygamberimiz (S.A.V.) Efendimizin doğumunu anarken, bazı yerlerde olduğu gibi yalnız mevlid okumak, kaside ve ilâhiler söyleyip kandil simitleri dağıtmakla mı yetineceğiz? Elbette bunlar da güzel adetlerdir. Fakat bunlar yeterli değildir, O’nun doğumunu anmak bu, değildir.
Hz. Peygamberimiz (S.A.V.) Efendimizin doğumunu anmaktan gaye, yalnız kasîde ve ilâhiler söylemek ve bazı yerlerde olduğu gibi tatlılar dağıtmaktan ibaret değildir. O’nun doğumunu anmaktan asıl gaye, cihanşümûl olan nübüvvet ve risâletini, imanını, ALLAH’a olan bağlılığını, yüksek ahlâkını, insanlık ve merhametini, insaf ve adaletini, sabır ve sebatını, kerem ve cömertliğini, kanaat ve zühdünü anmak ve bütün bunlarda kendisine uyma azmini tazelemek, yüksek ahlâkı ile ahlâklanmaya çalışmaktır.
Ayrıca Cenâb-ı Hak, Hz. Peygamberimiz (S.A.V.) Efendimize muhalefet etmekten sakındırmıştır. Şöyle ki:
“Ey mü’minler! Peygamber’i, kendi aranızda birbirinizi çağırır gibi çağırmayın. İçinizden birini siper edinerek sıvışıp gidenleri muhakkak ki ALLAH bilmektedir. Bu sebeple, O’nun emrine aykırı davrananlar, başlarına bir belâ gelmesinden veya kendilerine çok elem verici bir azab isabet etmesinden sakınsınlar”
Ayrıca bu ayet-i kerime: Hz. Peygamberimiz (S.A.V.) Efendimize sadece ismiyle hitap etmenin veya kendisinden bahsederken sırf ismini söylemenin, ümmetlik terbiyesi ile bağdaşmayacağını ifade etmektedir. Böyle durumlarda O’nun ismi ile beraber Peygamber, Nebî, Resûl, Resûlullah, Resûl-i Ekrem, Peygamber Efendimiz, Habîbullah... gibi O’nu anlatan ve O’na saygımızı ifade eden sıfat ve unvanları da söylemek yerinde olur. Ayrıca, ALLAH Teâlâ’nın, Ahzab sûresi: 56. âyet-i kerimesindeki emri uyarınca biz Müslümanların: “Muhammed” ismi söylenince, “ALLAH’ın salât ve selâmı O’nun üzerine olsun” anlamına gelen “Sallâllahu Aleyhi ve Sellem” dememiz de O’na olan saygımızın bir gereğidir.
Peygamberimiz Hz. Muhammed (S.A.V.) Efendimizi hayatımızın her noktasında kendimize örnek edinmeliyiz. O’nu örnek almak: O’nun getirdiği inanç sistemine sahip çıkmak ve hayatımıza tatbik etmemizle mümkün olacaktır. Bildiğiniz gibi O yaşayan bir Kur’an-ı Kerim’di. O’nun getirdiği değerleri tatbik edenler Kur’an-ı Kerim’in emirlerini yerine getiriyor anlamıyla eşdeğerdi.
İşte bundan dolayıdır ki, biz mü’minler her yıl O’nun doğum yıldönümünü büyük bir dinî heyecanla karşılar, O’nun yüksek ahlâkını, fazilet ve kemalini dile getirmek ve O’nun hayat veren Sünnet-i Seniyyesine uymayı birbirimize tavsiye etmekle, bu mutlu günü kutlarız.
Yalnız bir hususu hatırlatalım ki: Muazzez, Hz.Peygamber (S.A.V.) Efendimizin doğumunu anarken ne yapacağız? Hz.Peygamberimiz (S.A.V.) Efendimizin doğumunu anarken, bazı yerlerde olduğu gibi yalnız mevlid okumak, kaside ve ilâhiler söyleyip kandil simitleri dağıtmakla mı yetineceğiz? Elbette bunlar da güzel adetlerdir. Fakat bunlar yeterli değildir, O’nun doğumunu anmak bu, değildir.
Hz. Peygamberimiz (S.A.V.) Efendimizin doğumunu anmaktan gaye, yalnız kasîde ve ilâhiler söylemek ve bazı yerlerde olduğu gibi tatlılar dağıtmaktan ibaret değildir. O’nun doğumunu anmaktan asıl gaye, cihanşümûl olan nübüvvet ve risâletini, imanını, ALLAH’a olan bağlılığını, yüksek ahlâkını, insanlık ve merhametini, insaf ve adaletini, sabır ve sebatını, kerem ve cömertliğini, kanaat ve zühdünü anmak ve bütün bunlarda kendisine uyma azmini tazelemek, yüksek ahlâkı ile ahlâklanmaya çalışmaktır.
BEŞ MEZAR TAŞI
İNİŞİ OLMAYAN BİR YOKUŞTU TIRMANDIKLARI
ELLERİ BAĞLI,GÖZLERİ NEMLİ,YALIN AYAKTILAR
KİMSEDEN KAÇMIYORLARDI ASLINDA
KİMSE DE ŞİKAYETÇİ DEĞİLDİ ONLARDAN
HEPSİNİN SUÇU AYNIYDI KARA DOSYADA
DELİ GİBİ SEVMİŞLERDİ KARŞILIK BEKLEMEDEN
AŞKA KOŞUYORLARDI YALIN AYAK...
TIMARHANEDEN DE BİR HAYLİ UZAKLAŞMIŞLARDI
UZUN BİR YOL BEKLİYORDU ONLARI
DÖNÜŞÜ OLMAYAN TOPRALI BİR YOL
HÜSRANI UNUTUP CESARETE DALMIŞLARDI
ÖLÜMÜ DAHİ GÖZE ALMIŞ GİBİ
HİÇBİRŞEY OLMAMIŞ GİBİ GÜLÜYORLARDI
HERŞEYE RAĞMEN ^^ALLAH BİR^^ DİYORLARDI
TEPKİ VERMEDİLER YERE YIĞIDIKLARINDA
VE BEŞ MEZAR TAŞI DAHA DİKİLDİ AŞK İÇİN...
İNİŞİ OLMAYAN BİR YOKUŞTU TIRMANDIKLARI
ELLERİ BAĞLI,GÖZLERİ NEMLİ,YALIN AYAKTILAR
KİMSEDEN KAÇMIYORLARDI ASLINDA
KİMSE DE ŞİKAYETÇİ DEĞİLDİ ONLARDAN
HEPSİNİN SUÇU AYNIYDI KARA DOSYADA
DELİ GİBİ SEVMİŞLERDİ KARŞILIK BEKLEMEDEN
AŞKA KOŞUYORLARDI YALIN AYAK...
TIMARHANEDEN DE BİR HAYLİ UZAKLAŞMIŞLARDI
UZUN BİR YOL BEKLİYORDU ONLARI
DÖNÜŞÜ OLMAYAN TOPRALI BİR YOL
HÜSRANI UNUTUP CESARETE DALMIŞLARDI
ÖLÜMÜ DAHİ GÖZE ALMIŞ GİBİ
HİÇBİRŞEY OLMAMIŞ GİBİ GÜLÜYORLARDI
HERŞEYE RAĞMEN ^^ALLAH BİR^^ DİYORLARDI
TEPKİ VERMEDİLER YERE YIĞIDIKLARINDA
VE BEŞ MEZAR TAŞI DAHA DİKİLDİ AŞK İÇİN...
Şeriata Sövenler
Birkaç tane kendini bilmez çıkmış meydana ve “Kahrolsun Şeriat” diye bağırmışlar.
Bu habere üzülüp de beni haberdar edene “Üzülme, çünkü sizin sevdiğiniz şeriatla onların sövdüğü şeriat aynı değil. Siz İslam’ı seviyorsunuz. Onlar da İslam’ı seviyor.
Onların elebaşları batılı ateistlerin muharref Hıristiyanlık için geliştirdiği sövgüleri terceme edip “Hıristiyanlık” kelimesinin yerine “Şeriat” kelimesini yerleştiriveriyorlar. Ateistlerin, Hıristiyanlık için çizdiği resmin altına bizimkiler “Şeriat” adını yazıveriyorlar.
Amerika’da profesör, öğrencisine niçin ateist olduğunu sormuş o da “Tanrının üçlüğüne kafam yatmadı ben de üçünü de inkar ettim” demiş. Yanında oturan Türk öğrenciye sormuş sen niçin ateist oldun? “Ben de aynı gerekçelerle” diyerek kara cahilliğini ortaya koyuvermiş. Bunları bilgilendirmek lazım.
Bunları bilgilendirmek için yanlarına varan gönül insanı, eli değnekli, asık suratlı, çatık kaşlı, yılan dilli olursa o öğretmen Ferhat gibi gayreti olsa da karşısındakinin taş bağrından bir damla su çıkartamaz.
Şeriat konusunda Hacı Bektaşı Veli’nin, Mevlana’nın, Yunus Emre’nin, Feridüddini Atar’ın, Ahmet Yesevi’nin, İsmet İnönü’nün Milli Eğitim Bakanı Hasan Ali Yücel’in görüşlerini naklettim buyurun:
Hacı Bektaşı Veli diyor ki:
Şeriatın birinci emri İman etmektir.
İkinci emri İlimdir. Üçüncü emri namaz kılmaktır, oruç tutmaktır, zekat vermektir, imkanı varsa Hacca gitmektir, cünüp olunca yıkanmaktır.
Dördüncü emri haramdan sakınmak, faizi haram bilmektir. Beşinci emri nikahla evlenmektir. Altıncı emri kadınların aybaşı halinde ve loğusa halinde cinsi münasebetten kaçınmaktır. Yedinci emri Peygamberin sünnetine uyan cemaate katılmaktır. Sekizinci emri Şefkattir. Dokuzuncu emri temiz yemek, temiz giymektir. Onuncu emri iyiliği emredip kötülüğü yasaklamaktır. (Hacı Bektaşı Veli, Makalat üçüncü bölüm)
Hasan Ali Yücel de şöyle diyor:
“Bir ayrı nizam; odur şeriat.
Bilmez, aramaz yalın hakikat.
Ahkâmı kuran Odur beşerde,
Mi’yarı koyan Odur hayr u şerde.”
(Hasan Ali Yücel, Allah Bir, Türk Tarik Kurumu Basımevi 1961)
Mevlana ise gönül göklerine çıkarıyor:
“Parlak şeriatın hükmü olmasaydı herkes yanındakini parça parça ederdi.” (Mesnevi, Prof. Amil Çelebioğlu terc. 5/1218)
“Şeriat Hak ile şerri, hileyi giderir. Şeytanı huccet şişesinde hapseder.” (Mesnevi, Prof. Amil Çelebioğlu terc. 5/1219)
“Ya şehadetinden veya yemininden dönmesiyle fodul şeytanı şişede mahpus eder.” (Mesnevi, Prof. Prof. Amil Çelebioğlu terc. (Mesnevi, Amil Çelebioğlu terc. 5/1220)
“Şeriat iki zıttı razı eden bir teraziye benzer. Şaka ile ciddi olanı, hak ile batılı ayıt eder.” (Mesnevi, Prof. Amil Çelebioğlu terc. 5/1221)
“Cismani olan/materyalistler, Müslümanların din ve şeriat kalelerine saldırırlar. Bu saldırmaları o insanlardan tertemiz çocuklar yetişmesin diye gayb kalelerini zaptetmek içindir.” (Mesnevi, Tahirül Mevlevi tercümesi 14843-4)
“Ey akıl sahibi, Şeriatın beğenmediği şeyin etrafında dolaşma. Sana göre uygun olsa da kendi başına iş yapma. Cenabı Hak neyi haram etmişse ondan uzak dur. Şeriattan öteye adım atarsan sapıklığa düşer ıstırap ve elem duyarsın” (Feridüddin Attar, Pendname)
Dünyanın dikkatle izlediği İbni Haldun ise şöyle der: “Şeriatlar tanıklık ettiği gibi Tanrının yaratıklarını ve kullarını idare etmek üzere koyduğu hüküm ve kanunları da insanlar için hayırdır, onların menfeat ve işlerine uygundur.”
“Çünkü yalnız beşeri olan hükümler bilgisizlikten ve şeytani olan arzu ve heveslere uymaktan ibarettir.” (İbni Haldun, Mukaddime 134, M. E.Bak. tercümesi 1/366)
Buyurun Ahmet Yeseviyi dinleyin:
Tarikate şeriatsiz kirgenlerni
Şeytan kilip imanını alur irmiş
Uşbu yolnı pirsiz dava kılğanlarnı
Sersan bolup ara yolda kalur irmiş. (sayfa 216/1)
Tarikate şeriatsiz girenlerin
Şeytan gelip imanını alır imiş.
İşbu yolu pirsiz dava kılanları
Şaşkın olup ara yolda kalır imiş. (Kemal ERASLAN’ın Kültür bakanlığı yayınları arasında çıkan “Ahmet Yesevi, Dîvanı hikmet, seçmeler” 1993 sayfa 217/1)
Şu alemde rüsva bolup kan yutmasang
Şeriatda tarikatda pir tutmasang
Hakikatda canu tendin pak ötmeseng
Ğafletlerdin sini ne dip cüda kılsun (sayfa 140)
Bu alemde rüsva olup kan yutmasan;
Şeriatte, tarikatte pir tutmasan,
Hakikatte candan, tenden tam geçmesen,
Gafletlerden seni ne diye ayırı versin? (Kemal ERASLAN’ın Kültür bakanlığı yayınları arasında çıkan “Ahmet Yesevi, Dîvanı hikmet, seçmeler” 1993 sayfa 141/3)
Yunus Emre ise Şeriat için bakın ne diyor?:
Mumsuz bal’dır Şeriat, tortusuz yağdır tarikat.
Dost için balı yağa ne için katmayalar?
(Yunus Emre Divanı s: 37, Faruk Timurtaş, Kül.Bak.Yay. 1980)
Bu habere üzülüp de beni haberdar edene “Üzülme, çünkü sizin sevdiğiniz şeriatla onların sövdüğü şeriat aynı değil. Siz İslam’ı seviyorsunuz. Onlar da İslam’ı seviyor.
Onların elebaşları batılı ateistlerin muharref Hıristiyanlık için geliştirdiği sövgüleri terceme edip “Hıristiyanlık” kelimesinin yerine “Şeriat” kelimesini yerleştiriveriyorlar. Ateistlerin, Hıristiyanlık için çizdiği resmin altına bizimkiler “Şeriat” adını yazıveriyorlar.
Amerika’da profesör, öğrencisine niçin ateist olduğunu sormuş o da “Tanrının üçlüğüne kafam yatmadı ben de üçünü de inkar ettim” demiş. Yanında oturan Türk öğrenciye sormuş sen niçin ateist oldun? “Ben de aynı gerekçelerle” diyerek kara cahilliğini ortaya koyuvermiş. Bunları bilgilendirmek lazım.
Bunları bilgilendirmek için yanlarına varan gönül insanı, eli değnekli, asık suratlı, çatık kaşlı, yılan dilli olursa o öğretmen Ferhat gibi gayreti olsa da karşısındakinin taş bağrından bir damla su çıkartamaz.
Şeriat konusunda Hacı Bektaşı Veli’nin, Mevlana’nın, Yunus Emre’nin, Feridüddini Atar’ın, Ahmet Yesevi’nin, İsmet İnönü’nün Milli Eğitim Bakanı Hasan Ali Yücel’in görüşlerini naklettim buyurun:
Hacı Bektaşı Veli diyor ki:
Şeriatın birinci emri İman etmektir.
İkinci emri İlimdir. Üçüncü emri namaz kılmaktır, oruç tutmaktır, zekat vermektir, imkanı varsa Hacca gitmektir, cünüp olunca yıkanmaktır.
Dördüncü emri haramdan sakınmak, faizi haram bilmektir. Beşinci emri nikahla evlenmektir. Altıncı emri kadınların aybaşı halinde ve loğusa halinde cinsi münasebetten kaçınmaktır. Yedinci emri Peygamberin sünnetine uyan cemaate katılmaktır. Sekizinci emri Şefkattir. Dokuzuncu emri temiz yemek, temiz giymektir. Onuncu emri iyiliği emredip kötülüğü yasaklamaktır. (Hacı Bektaşı Veli, Makalat üçüncü bölüm)
Hasan Ali Yücel de şöyle diyor:
“Bir ayrı nizam; odur şeriat.
Bilmez, aramaz yalın hakikat.
Ahkâmı kuran Odur beşerde,
Mi’yarı koyan Odur hayr u şerde.”
(Hasan Ali Yücel, Allah Bir, Türk Tarik Kurumu Basımevi 1961)
Mevlana ise gönül göklerine çıkarıyor:
“Parlak şeriatın hükmü olmasaydı herkes yanındakini parça parça ederdi.” (Mesnevi, Prof. Amil Çelebioğlu terc. 5/1218)
“Şeriat Hak ile şerri, hileyi giderir. Şeytanı huccet şişesinde hapseder.” (Mesnevi, Prof. Amil Çelebioğlu terc. 5/1219)
“Ya şehadetinden veya yemininden dönmesiyle fodul şeytanı şişede mahpus eder.” (Mesnevi, Prof. Prof. Amil Çelebioğlu terc. (Mesnevi, Amil Çelebioğlu terc. 5/1220)
“Şeriat iki zıttı razı eden bir teraziye benzer. Şaka ile ciddi olanı, hak ile batılı ayıt eder.” (Mesnevi, Prof. Amil Çelebioğlu terc. 5/1221)
“Cismani olan/materyalistler, Müslümanların din ve şeriat kalelerine saldırırlar. Bu saldırmaları o insanlardan tertemiz çocuklar yetişmesin diye gayb kalelerini zaptetmek içindir.” (Mesnevi, Tahirül Mevlevi tercümesi 14843-4)
“Ey akıl sahibi, Şeriatın beğenmediği şeyin etrafında dolaşma. Sana göre uygun olsa da kendi başına iş yapma. Cenabı Hak neyi haram etmişse ondan uzak dur. Şeriattan öteye adım atarsan sapıklığa düşer ıstırap ve elem duyarsın” (Feridüddin Attar, Pendname)
Dünyanın dikkatle izlediği İbni Haldun ise şöyle der: “Şeriatlar tanıklık ettiği gibi Tanrının yaratıklarını ve kullarını idare etmek üzere koyduğu hüküm ve kanunları da insanlar için hayırdır, onların menfeat ve işlerine uygundur.”
“Çünkü yalnız beşeri olan hükümler bilgisizlikten ve şeytani olan arzu ve heveslere uymaktan ibarettir.” (İbni Haldun, Mukaddime 134, M. E.Bak. tercümesi 1/366)
Buyurun Ahmet Yeseviyi dinleyin:
Tarikate şeriatsiz kirgenlerni
Şeytan kilip imanını alur irmiş
Uşbu yolnı pirsiz dava kılğanlarnı
Sersan bolup ara yolda kalur irmiş. (sayfa 216/1)
Tarikate şeriatsiz girenlerin
Şeytan gelip imanını alır imiş.
İşbu yolu pirsiz dava kılanları
Şaşkın olup ara yolda kalır imiş. (Kemal ERASLAN’ın Kültür bakanlığı yayınları arasında çıkan “Ahmet Yesevi, Dîvanı hikmet, seçmeler” 1993 sayfa 217/1)
Şu alemde rüsva bolup kan yutmasang
Şeriatda tarikatda pir tutmasang
Hakikatda canu tendin pak ötmeseng
Ğafletlerdin sini ne dip cüda kılsun (sayfa 140)
Bu alemde rüsva olup kan yutmasan;
Şeriatte, tarikatte pir tutmasan,
Hakikatte candan, tenden tam geçmesen,
Gafletlerden seni ne diye ayırı versin? (Kemal ERASLAN’ın Kültür bakanlığı yayınları arasında çıkan “Ahmet Yesevi, Dîvanı hikmet, seçmeler” 1993 sayfa 141/3)
Yunus Emre ise Şeriat için bakın ne diyor?:
Mumsuz bal’dır Şeriat, tortusuz yağdır tarikat.
Dost için balı yağa ne için katmayalar?
(Yunus Emre Divanı s: 37, Faruk Timurtaş, Kül.Bak.Yay. 1980)
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)
Yazılar
-
▼
2007
(24)
-
▼
Mayıs
(10)
- NİÇİN MİLLİ GÖRÜŞ?
- KENDİ ELİNİZLE KENDİNİZİ TEHLİKEYE ATMAYINIZ
- Cennet Mekârih Cehennem Şehevâtle kuşatılmıştır
- İSLÂM’DA GÜNAH
- 40 Hadis
- AHLÂK
- Müslüman virüs pornoyla savaşıyor!!!
- ALLAH Teâlâ’yı seven ve ALLAH Teâlâ tarafından da ...
- BEŞ MEZAR TAŞI İNİŞİ OLMAYAN BİR YOKUŞTU TIRMANDIK...
- Şeriata Sövenler
-
▼
Mayıs
(10)